Denemeler

DENEMELER ERDAL URAN
Bu kitap bir reçete değildir. Bu denemeleri yazmakla akıl yolunu bulduğumu iddia etmiyorum . Yazdığım andaki beni size açıyorum. Sizi aynı olaylar üzerinde bir an düşünmeye davet ediyor ve bu tarz acı faturaları ödemeden arz ettiğim maymuncukla daha Çok mutluluk için düşüncelerinizde zaman ayırmanızı diliyorum. Bu ateş topunda eli enaz yanan yalnızlardan Olmanız dileği ile
Kaplumbağanın ağır, aksak itidalli gidişindeki ahenk, dert sağanağı altındaki insana örnek olmalı.
Bazı insanlar , keder silsilesi ile karşılaşınca şaşkın serçeler gibi sıçrar , bazı insanlar ise hain gece avcılarının ışıldaklarına yakalanmış tavşanlar gibi donar kalır.
Devamlı hareket eden , duygularını itidalin akıllı ve olgun zırhına bırakmayan toy kişiler keder karşısında acizleşirler.
Çevredeki bir çok akıl öğreticilerin reçetesi ise kendisine ait düşüncelerini deney faresi olarak gördüğü sizde eylem sonuçlarını irdeleme veya bireysel fatura ödemeden sonuçlarını görmek veya megalomani ile sizi incitmedir
En acısı ise BEN OLSAYDIM ile başlayan nasihatlerdir. Asla Kimse kimsenin yerinde olamaz . Hatta insan zamanın akışı nedeni ile< kendisi gibi bir değişkeni > taşıdığı için insanın kendisi bile , kendi yerinde iki kez olamaz .
Anlar ve susarsınız ! Sizin ızdırabınızın acıtmadığı insanın çenesel mastürbasyonunu dinler ve bir kez daha incinir ve binek ararken taşıyıcı olursunuz.
Aslında Namık Kemalin şiirini biraz fazlaca değiştirerek söylersek;
FELEK HER TÜRLÜ CEFASIN TOPLASIN GELSİN DÖNERSEM KAHPEYİM MUTLULUK YOLUNDA BİR AZİMETTEN
Aslında onun gibi Magosa Zindanlarından bile ışık saçabilmeliyiz azimle kendimize ve tüm sevdiklerimize.
Bazen Tanrı , bazen toplum bazen , kader deniyor insanı . Ancak üçü de acze düşeni affetmiyor.
Doğanın yasasıdır. Zayıfın harcanması .
Üzerimize Karanlık çöktüğü zaman Tanrının , kaderin verdiği kamburla yaşamağa alışmalıyız.
Çevrede acımızla varsın bazı yüzler sırıtsın . Biz kederimizle sinsice gülen hain gözlerden değil kederimizle buğulanan gözlerden alalım mücadele gücümüzü.
Bildiğiniz gibi o an da çakallara yem oluruz çünkü;
TÜM ÇAKALLAR SADECE KORKANLARIN ÜZERİNE GİDER.
Kısa bir zaman önce iki bilge geçineninnin MARKA giysiler üzerine bir sohbetine şahit oldum . Her ikisi de , çok büyük havalarda . Batıdan tüm kulak dolgunluklarını sergileyerek;
-Canım Fred Burry ;i bırak - Cartie . den başkasını tanımam - Porselende ise Rosendall;ın üzerine varmı canım..!
en iyisini biliyorlardı ve hava atıyorlardı.
Bir başka toplantıda , bir kişi ise tıptan, mimariye Devlet idaresinden ekonomiye büyük <bilge ! >idi.
Çocuk terbiyesi gibi konularda ise kimi dinledi isem bir derya ! Bir çoğu evladının yetenek ve isteklerini göz ardı ederek ona kendi şuur altındaki mesleği ona baskı yolu ile kabul ettirmeğe çabalıyordu.
Bir kısmı da sevdiğini elde edemezsen elde ettiğini sev felsefesi ile ,
- Bizimkinin puanı nerede ise tavanda idi ama kıl payı kaçırdı aslında şu anki fakültesi ..!
diye bir nutukla size şişiniyor. Puana bakıyorsunuz çocuk sonda nal topluyor .Ana babaya bakıyorsunuz uçuyor eğitiminde en iyisini bildiği gerekçesiyle geçmiş dönem velilerinin ise havasından geçilmiyor.
İlk okul tahsilli yaşlı bir tanıdığım var . Hayatını başkalarının becerilerini tırpanlamakla kazanmış ama Büyük yönetici ! Türkiyenin ilk.. kaşifi ! Halen hangi konuda isterseniz bilgili tıptan, ihracata fizibiliteden finansa adeta Tanrı... ! Aslında cehaletin Tanrısı.!
Bir tane ben az bilirim diyen yok ! Ama mutluluğun Adı yok .Şaşırıyorum ! Hayatta başkalarından üstün olmak mı mutlu olmak mı ? Herkes her konunun en iyisini biliyor. Ama mutun adresini bilen yok.
Kime , ne akıl sordu isem o konuyu bilmeyen yok.
RUSSO dan beri tartışılan bir çok tartışmaya neden olan çocuk terbiyesinde bile misafirlikte çay ikramı gibi herkes BANA GÖRE demek nezaketini bile göstermeden elinize bir reçete tutuşturuyor . Şimdi küçük burjuvanın paparazilerden sonra modası bu Çocuklar batı tarzı denilen aslında batı ile ilgisiz sınırsız gariplikle yetiştiriliyor .Bunun adına şahsiyet geliştirme deniyor.Sonu ise HUZURÇIKMAZI.........!
Amerika da bulunduğum sıralarda şekilde bir eğitim tarzı görmedim hangi kolaycı anne baba yamadı bu saçmalığa , bu ismi ? Amerikan tarzı terbiye......
Şahsiyet ; bilgi ve eğitimle ve topluma adaptasyonla gelişir . Ancak bu şahsiyetler kuramsızlıktan kuramlı meslek ve cemiyet hayatına geçince burnu düz duvarda yassılıyor ve bunalım başlıyor. Satanizm, uyuşturucu İntihar ve benzeri bunalımlı adayları gelişiyor.
Allah tan sonra en büyük benim çünkü ailem bunu öğretti. Dünyanın ekseniyim !Annemler aldanacak mı Ben .ben .. ben ve aaaaah kimse beni anlamıyor..!
Bir arkadaşımın oğlu ilk okula başladığında ilk gün eve dönüşünde bende onlarda idim . Çantasını attı ve
- Hepinize küsüm siz yalancısınız dedi. Şaşırdık ! - Ne var ne oldu ? - Bu gün okulda kendimin yarısı kadar çocuğu güreşte yenemedim . Oysa dayılarımı babamı her güreşte yeniyordum bana numara yapmışlar.
Bir şey söylemeğe lüzum var mı ?
Kendimi irdeledikçe her sene bir sene evvele göre daha hatalı buluyor ve bildiğimi zannettiğim konuları yeniden okuyorum . Peki her sene daha çok hata yapan koca bir aptal mıyım yoksa her sene daha bilgi yüklendiğim için yaptığı hataları daha iyi teşhis eden biri mi ? Tabiatı ile ikincisi. Bir (Kusur defterim ) var . Liseden beri . Her yaptığım hatayı her eksik bildiğimi düşündüğüm konuyu bu deftere kaydeder ve telafi etmeğe çalışırım senelerdir bu defter boş kalmadı !
Birçok insan , meslek sahibi olduktan sonra mesleğini okumayı bırakır . Bunu yapmak zorunda olan yalnız tıp doktorları der ve bu ucuz fikirle yaşarlar. Buyurun size pasta içinde hamsi ! Ne akılcı değil mi ? Dünyada yalnız Tıp ilerler diğer bilimler yerinde kalır..!
Yaşama sanatı terbiye ve meslek hepsi tekamül ederken siz inkarcılardanmısınız?
BİLGİM ARTTIKÇA NE KADAR BİLMEDİĞİMİ ÖĞRENİYOR VE DOĞRUYU DELİLER GİBİ ARIYORUM.
Cehaletin öldürdüğü SOKRATES in iki sözüne hayranım. Birincisi,
BİLDİĞİM TEK ŞEY HİÇBİR ŞEY BİLMEDİĞİMDİR.
İkincisi Kendisin ölüme mahkum eden Senatoya söylediği;
SİZ BENİ ÖLÜME MAHKUM ETTİNİZ AMA DOĞADA SİZİ...!
Eğer en iyisini biliyorsanız önce neyi bilmediğini bilenlerden olmak gerek yoksa;
DOĞA DA SİZİ...! Yerine SOSYAL ORTAM DA SİZİ ..!
Liseden beri . Her yaptığım hatayı her eksik bildiğimi düşündüğüm konuyu bu deftere kaydeder ve telafi etmeğe çalışırım senelerdir bu defter boş kalmadı !
Birçok insan , meslek sahibi olduktan sonra mesleğini okumayı bırakır . Bunu yapmak zorunda olan yalnız tıp doktorları der ve bu ucuz fikirle yaşarlar. Buyurun size pasta içinde hamsi ! Ne akılcı değil mi ? Dünyada yalnız Tıp ilerler diğer bilimler yerinde kalır..!
Yaşama sanatı terbiye ve meslek hepsi tekamül ederken siz inkarcılardanmısınız?
BİLGİM ARTTIKÇA NE KADAR BİLMEDİĞİMİ ÖĞRENİYOR VE DOĞRUYU DELİLER GİBİ ARIYORUM.
Cehaletin öldürdüğü SOKRATES in iki sözüne hayranım. Birincisi,
BİLDİĞİM TEK ŞEY HİÇBİR ŞEY BİLMEDİĞİMDİR.
İkincisi Kendisin ölüme mahkum eden Senatoya söylediği;
SİZ BENİ ÖLÜME MAHKUM ETTİNİZ AMA DOĞADA SİZİ...!
Eğer en iyisini biliyorsanız önce neyi bilmediğini bilenlerden olmak gerek yoksa;
DOĞA DA SİZİ...! Yerine SOSYAL ORTAM DA SİZİ ..!
Neden şişinip dururuz hindiler misali bilmem. Belki de İlkel bir iç güdünün eseri bu.
O an yükseklerde olmak ima yolu veya anlatım yolu ile başkalarından üstün olduğumuzu ispatlamak için;
Bir filozof der ki birini kibarca YERMEK isterseniz o insanı OLMAYAN DEĞERLERİ İLE ÖVÜNÜZ. Aklı başımda biri ise mesajı alacaktır.
Aslında komikleştiğimiz bir ilkelliktir bu. GerçekBaşarılar aslında büyüktür . Yersiz anlatılırken küçülür. Hele iyi bir hatip değilseniz. Toplum sinsi ve nazlı bir Katildir sizi asar.
Toplumun takdiri kimyasal denklemlere benzer hızlı oluşursa hızlı ayrışır. Ağır gelişirse iyin gelişir ve ayrışması geç oluşur . Anlatılan değil hissedilen büyüklükler gerçek büyüklüklerdir.
Gerçek üstün insanın kendisini de bildiği husus Üstünlük tepelerin ardındaki tepeler gibidir. Birinin zirvesine ulaşılınca diğerinin fethi başlar . Bu tarz insanın toplumun takdirini kazanmak için İlkel yollara ihtiyacı yoktur başarılarına ayırdığı zaman toplumun takdirini ağır ve tutarlı olarak getirecektir.
Gerçekte ÖVÜNME duygusunun altı eşelenirse derinlerde bir yerde AŞAĞILIK KOMPLEKSİ nin ayak seslerini duymak çok doğaldır.
Gerçekte nedir bu başkalarından üstün olma arzusu? ACABA YAŞAMANIN GAYESİ BAŞAKALARINDAN ÜSTÜN OLMAK MI ? YOKSA BAŞKALARINDAN DAHA MUTLU OLMAKMI ?BAŞKALARINDAN ÜSTÜN OLARAK MUTLU İSEK. İnin sabun köpüklerinin üzerinden. Bunu hiç derinden düşündünüzmü ?
Başarılarınızı anlatarak diğer insanları eziyor ve Onları eşleri evlatları yakınları ve çevresi yanında küçültüyorsanız . SEZARA SÖYLENDİĞİ GİBİ MARTIN ON ÜÇÜNDEN SAKININ! İnanın sizde bir gün tahtınızdan çevrenizdekiler tarafından indirilecek ve en yakınlarınız tarandan SENDE Mİ BRÜTÜS ? diyerek katledileceksiniz .
Bunu bilmek için alim olmak gerekmez !
Çevrenizdeki meyveleri çürütüyor ve üzerinde yürüyorsanız . Faturasını ödersiniz .
ASLINDA ZİRVELER YALNIZ VE HIRSLI İNSANLARIN ÇOK ÜŞÜDÜKLERİ ARA DURAKLARDIR.
Orada iseniz faturasına katlanın ve biraz yalnız olduğunuzu unutmadan ve vıcık,vıcık menfaatli alkışçılara kapılmadan ayaklarınız üzerinde başka omuzlara basmadan sıkıca durunuz.
Övünülerek gelinen nokta sabun köpüğü kadar geçicidir. Müzikteki gibi parçanız o sene meşhur olabilir ama asla UNFORGETABLE olamaz.
Bırakınız takdir çiçekleri zaman toprağında hakikat ışığı ile yeşersin.
Gerçekten üstün insan isek kelebek kanatları ile uçmamıza lüzum yok . Sahip olduğumuz üstün değerler başkalarını ezmek için asla değil başkalarından MUTLU OLMAK içindir .
Yürürken yanımızdan geçen bir aşinayı o an farkına varmadan geçer ve dakikalar sonra anımsarız. Bu görmeden dalgın geçiş hayatımızda bir çok güzellik için geçerlidir.
İşte çoğunlukla hayatta yanımızdan sevimli yüzü ile geçer gider. İhtiraslar hırslar ve empozeler içine onu görmez ve treni kaçırmış bir yolcu gibi biz onu kaybetmek üzere iken anımsarız . Bu yaşamın bir çok nimeti için aynıdır.
İçimize bir harcamışlık ve harcanmışlık duygusu çöker. Hüzünlenir hatta hırçınlaşırız . Kaybettiğimiz zaman ve mut bizim telafisi imkansız acı faturamızdır. Belki SENECA ' nın sözünü bir ilave ile söyleyecek olursak.
BİZLER ZAMAN YOKSULU DEĞİL ZAMAN MÜSRİFİYİZ veya BİZLER ZAMAN VE MUT YOKSULU DEĞİL ONLARIN MÜSRİFİYİZ
Oysa çevremize PAVLOVUN köpekleri gibi şartlanmış olarak bakmadığımız zaman ne gibi mutluluklar ve nice güzellikler kaybettiğimizi görmemiz işten bile değil.
İskeledeki balıkçıda , simitçinin bağırışında , denize değen beyaz martının çığlığında omuzunu denize yaslamış çamın gölgesinde , topunun peşinden koşan bir bebeğin kahkahasında , geceyi süpüren çöpçünün sıla türküsünde, gün doğumunda , gün batımın da bir kır kahvesinde ,bir bardak çayda , mutun ve hayatın bir çok gizemi bizi bekler .
Bunların ve daha sayabileceğimiz binlerce nimetin hatta NEFES ALABİLMENİN büyük gizeminde YAĞMUR DAMLASINDA önünden yanından ve içinden geçtiğimiz ve görmediğimiz bir yığın güzellik de . Biri bizi uyarabilse yaşamın değeri nice değişirdi .
Başkalarının nimet diye baktığı bir çok güzellik eğer bizim alışkanlık dediğimiz nankör duygu içinde kaybolmuşsa onların değerini yalnız kaybedince anlayabilecek kadar mekanikleşmiş isek acaba neler kaçırdığımızı yalnız kaybedince mi anlayabileceğiz. Nice insanlar gördüm ölüm döşeğinde genç,ihtiyar farkına varmadığı mutlu yaşamın bir dakikasını daha kullanabilmek için çabalayan.
Burada hayret ettiğim şey bir çok insanın bir sevgiliyi bir yakını ,bir anı değerlendirebilmek için ille onu kaybetmenin gerekliği . Bu kanser çoğunluk insanın beynine hakim. Yaşamın sonuna gelmiş ihtiraslı , gerçek yaşamın MUTLULUK olduğu öğretilmemiş genç ile , mekanik yıkanmış bir sürü orta yaşlıya ,ihtiraslı dev kapitalist hizmetçilerinin unuttuğu bir şeyi anlatmak istiyorum .
Çalışmayı ve kazanmayı çok seven ölen eski eşim Tıp Doktoru olması nedeni ile ölümün geldiğini hissettiği gün ; veda konuşmasında şunları söyledi.
NE PARA ! NE MAL ! NE DE SÜSLÜ EŞYALAR ! SEN HAKLI İMİŞSİN . SADECE MUTLU ANLAR ŞEN KAHKAHALI GÜZEL ANILAR VAR GÖZÜMDE . BENİ İHTİRASTAN YAŞAMA ÇEKTİĞİN HER AN VE VERDİĞİN YÜCE SEVGİ VAR YANIMDA . HASTAHANEDE VE GÖRÜŞEMEYECEĞİMİZ YARINDA SADECE ONLAR YOLDAŞIM OLDU VE OLACAK. SANA BİR KERE DAHA TEŞEKKÜR EDİYORUM O ANLAR İÇİN.
Ve o gün öldü . Ölüm döşeğini mi bekliyorsunuz uyanmak için!
İlle de BOĞAZ İÇİNDE BİR FAKİR ORHAN VELİ YİM VELİNİN OĞLU ve İSTANBULU DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI diyen şair Orhan Veli mi olmak lazım veya SİMİTLE ÇAY ÜZERİNE sayfalar yazan SAİT FAİK mi olmak lazım UYANMAK İÇİN.
Bir yakınım var . Boğaz İçinin en güzel yerinde senelerce kapalı panjurlar arkasında oturup sevdiklerini incitmenin malına mal katmanın hesabını yapıp yuvalar yıktı ve kendini harcadı.
Başka bir tanışım bir gariban insan var. Boğaz içine gidebilmek için evinden iki saatlik yolda üç araç değiştiriyor Boğaza ulaşıp gününü onun güzellikleri içinde kuru ekmek ve Olta ile tadına varmağa çalışıyor . Bunun için bir hafta hamallık yapan. bu kişimi ? Yoksa kefeninin cebini doldurmağa çalışan yaşlı kadın mı ? Kim akıllı! HANGİSİ MUTLU ! Ne dedi Cahit Sıtkı Tarancı ;
HER MİHNET KABULUM , YETERKİ GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN.
Ben bu aciz dostunuz nice şafağını seyrettim İstanbul un . Kendimi öven değil Tanrının verdiği nimetlerin tadını bilen bir kişi olduğumu söyleyen biri olarak sesleniyorum size . En son ne zaman bir çimene uzanıp pamuk bulutlardan ayağınızı sallandırdınız? Ne zaman sevdiklerinize serenat yapıp onlara dolu zaman ayırdınız. İlle bir şeyler kaybetmeniz mi lazım ?
SIYRILIN AT ŞU SİPERLİKLERİNDEN yalnız önünüzü değil tüm çevrenizi görün.
Her gün biraz daha yaklaştığınız ÖLÜM sizi kucaklamadan SİZ SEVDİKLERİNİZİ kucaklayın. iki televizyonunuz yazlık ve kışlığınız bilmem kaç arsanız kocaman şirketiniz olacak. SONRA kocaman bir musalla taşınız. Her gün her şeye ve hayata yeniden bakın yeni doğmuşçasına . Hayatla yeniden tanışın geç olmadan . Birileri musalla taşının başında size ve sevdiklerinize Haklarını helal etmeden ! Bu sentetik kul helalinden sonra TANRI yukarda soracak BEN SANA NİCE NİMETLER VERDİM BUNLARI GÖRDÜN MÜ ? Görmeden yanından mı geçtin.
CENNETİ BEN SENİN AYAKLARINA SERMİŞTİM . SEN NE YAPTIN ?
Bir çok insanın birbiri ardından büyük bir bilge yargıç edası ile eleştirileri beni daima hayrete düşürmüştür . Bu kişiler başkalarına ait bir konuyu o konunun bireysel koşullarını ve geliştiği anı dikkate almadan olayı yaşayandan daha iyi bildiğini ifade edip yargılamakta.
Bütün kınama duygularıma rağmen bu büyüklük mastürbasyonuna bazen bende kapılır eleştirdikçe kendi aklıma hayran olur ve büyük adam olduğumu düşlerim.
Bu duyguyu yaşayan her kesin unuttuğu bir şey vardır. Mekanın , zamanın , o an o olayı yaşayan kişinin ruh halinin sağlığının günlük asabiyet birikiminin olay üzerindeki etkinliğini görmezden gelmek.Başarı ise o kimsenin başarısını küçültecek başarısızlık ise beceremeyenin ulu aptallığını ! resimleyecek bir söylev yapar büyüme yolunda küçülür dururuz.
Aslında benim meselem , benim gönlümde, benim koşullarımda o anı yaşadığım ruh halinde yapımın ve anın özel olayıdır . O olayı yargılamak için o an ben olmak lazım.
Ben olsaydım ! Kendimi incelediğimde bu tarz bir cümle ile başlayan ateşli söylevlerimde , kendim hayranlık duygusu, o kişiden daha akıllı olduğumu kendime , çevreye ve topluma ispat gibi, bir hilkat garibesi yatmakta.
Kimse , kimsenin yerinde fiziksel olarak hiç bir zaman olamayacağına göre o an , olayı yaşamış olanın ihtiyacı TESTİ KIRILDIKTAN sonra yol göstermek ve nasihat vermek değil. Sevecen akılcı Dost bir tutumla o yarayı sarmak veya yardımcı Olmaktır. Ne dedi bilgeler. PAYLAŞILAN KEDER YARIYA İNER SEVİNÇ İKİ KATINA ÇIKAR.
- Ne güzel giysi kaça aldın ? - ...... Tl - Ah ! Bana haber verseydin ! Toptan satıldığı biliyorum .
Buyurun size küçük testi kırıldıktan sonra yol gösteren bir yaratık . Ben dostumun gerçek dostu olsam çoktan bildiğim güzel imkanları onun önüne sermiştim . Yoksa onun kazıklandığını ve bu konuda beceriksiz bir aptal olduğunu ima eden bu zararsız görünen ama asitli söylevi yapmazdım.
Dostumun dostu isem < Ben senin yerinde olsaydım değil > O her an kendi yerinde iken onun iyiliği İçin ne yapabilirim bunu araştırır ve probleminde o istemeden sevgimi yarasına nasıl sarabileceğimi araştırırdım.
Dostunun dostu olmak aslan gibi yürek ister . Bu çağda insanları dostunun dostu OLMAK değil dostunun postunu almak! Kendimi incelediğimde bu tarz bir cümle ile başlayan ateşli söylevlerimde , kendim hayranlık duygusu, o kişiden daha akıllı olduğumu kendime , çevreye ve topluma ispat gibi, bir hilkat garibesi yatmakta.
Kimse , kimsenin yerinde fiziksel olarak hiç bir zaman olamayacağına göre o an , olayı yaşamış olanın ihtiyacı TESTİ KIRILDIKTAN sonra yol göstermek ve nasihat vermek değil. Sevecen akılcı Dost bir tutumla o yarayı sarmak veya yardımcı Olmaktır. Ne dedi bilgeler. PAYLAŞILAN KEDER YARIYA İNER SEVİNÇ İKİ KATINA ÇIKAR.
- Ne güzel giysi kaça aldın ? - ...... Tl - Ah ! Bana haber verseydin ! Toptan satıldığı biliyorum .
Buyurun size küçük testi kırıldıktan sonra yol gösteren bir yaratık . Ben dostumun gerçek dostu olsam çoktan bildiğim güzel imkanları onun önüne sermiştim . Yoksa onun kazıklandığını ve bu konuda beceriksiz bir aptal olduğunu ima eden bu zararsız görünen ama asitli söylevi yapmazdım.
Dostumun dostu isem < Ben senin yerinde olsaydım değil > O her an kendi yerinde iken onun iyiliği İçin ne yapabilirim bunu araştırır ve probleminde o istemeden sevgimi yarasına nasıl sarabileceğimi araştırırdım.
Dostunun dostu olmak aslan gibi yürek ister . Bu çağda insanları dostunun dostu OLMAK değil dostunun postunu almak ilgilendiriyor. Aslında;
Yaralara kurt bırakmak alışkanlığında olan yaratıklardan değilsek çevremiz, Ne denli mutlu ise o denli mutlu olacağımızı biliriz.
Mutlu ederken mutlulukla uğraşırken zaten mutlu olur insan. Bir İngiliz ata sözü derki;
HAYAT ÖYLE BİR MASALDIR Kİ UZUN OLMASI BİR ŞEY İFADE ETMEZ ÖNEMLİ OLAN MUTLU YAŞANMIŞ OLMASIDIR. Bilindiğigibi ; KEDER DE , MUTLULUKTA BULAŞICIDIR.
Sineklerin pisliklere ve yaralara konmaktan zevk aldığını hatta larvalarını orada bırakarak kendi görünmedikleri anda hastalıklara neden olduğunu artık insanlığın büyük bir kısmı biliyor.
Ya çevremizdeki insan kılıklı sinekleri kaçımız tanıyor.
Birde yapısal karamsarlıkları neden ile bilinçli veya bilinçsiz humbaracılar var. Örneğin bir dostum var bana milli piyangodan büyük ikramiye çıksa öyle elem dolu bir atmosferde söyler ki kendimi bir yakınımın cenazesinde zannedebilirim . Bir başka yakınım var. Ağzı da , ruhu da sadist . Televizyonda insanlarla kavga edip mutsuz olay koleksiyonuna küfürler içinde yenilerini ilave ediyor senelerdir hayretle ve şaşkınlıkla izliyorum aslının en ilginç öreklerinden biri . NE KENDİ ETTİ RAHAT NE VERDİ DÜNYAYA HUZUR.
Bu tarz mezar kazıcılara çok fazla kızamıyorum. Karamsarlık veya kıskançlık zaten onların elma kurdu . Karamsar doğumdan ölüme sürüngen biridir . Kıskanç ise ömür boyu huzursuz.
Benim asıl derdim bunlarla değil yangına benzinle Gidenlerle. Bir gün bir Eczacı hanım arkadaş nişanlı bir çifti göstererek < Bu ilişkiyi asla beğenmiyorum bozacağım > dedi . Gerekçesini sorduğumda ise Birbirlerine yakışmıyorlar oğlanın boyu kısa ! Demez mi ? Dediğini yaptı bunu ve iftiharla da anlattı.
İşte asıl bu tarz insandan korkarım . Bunlar mazoşist Humbaracılardır . Önce tünellerini kazarlar sonra tahrip kalıplarını yerleştirirler . Patlamalar onlar gittikten sonra olduğu için gerçek suçlu bilinmez
Çevreyi çok iyi izlemek lazım . Bu sinsi yapılı mahlukları tanımak için . Kim yuvanıza gelip gittiğinde büyük bir gerginlik duyuyor , kiminle görüştüğünüzde içinizde tarifsiz bir sıkıntı yaşıyor veya asabileşip yakınlarınızla kavgaya dalıyorsunuz . Bunu netleştirin.
Bir insana veya bir olaya karşı sizi dolduranlara dikkat ! İçinize bırakılan zaman ayarlı bombanın patlaması yalnız çevrenizi değil, sizi de tahrip eder Bu fünye bazen günler aylar hatta seneler sonra patlayabilir.
Ben bu tip insanlardan Azrail'den fazla korkarım Onları çevreme sokmayarak uzak durdurmağa çalışırım . İtilemeyecek kadar yakın ise ben kaçarım . Çevremi en az senede iki defa listeler ve Üstü ve altı , çizilecek dostları ayırırım . Üstünü çizdiklerimden uzaklaşırım . Altı çizililere sarılırım
Bakıyorum başkalarını irdelerken ustura kadar keskin olan yargımız kendimizde nalıncı keseri haline dönüp Kralın soytarılarının gelip bizi eğlendirmesini bekliyor . Bu yapılmazsa da çevreye öfke saçıyoruz. KIRAL KİM ? SOYTARI KİM ?
Mantıkla arayacak olursak bu adi CAN SIKINTISI zehrine karşı bir yığın panzehirimiz var . Hobiler ! başta olmak kaydı ile . Kendini çevreni tanımaya zaman ayırmak , kendini eğitmek , doğanın tarihin, bir dostun , hayatın renkli dünyasına girmek gibi.
Uzun zamandır aramadığınız bir sevgili insana telefonla dahi olsa ulaşmak ve binlerce konu PANZEHİR size.
Bu davetsiz misafiri omuzunuzdan bir pelerin atar gibi silkelemek sizin elinizde . YALNIZ BOŞ ZAMANI OLANLARIN CAN SIKINTISI VARDIR . AKILLI İNSANLARIN İSE BOŞ ZAMANI YOKTUR.
SENECA nın dediği gibi ;
Büyük kentler vampirleşti . Önce sıcak bir öpüş koyuyor insanın boynuna biz o öpüşün mutluluğu ile yaşarken kızgın kent kanını emiyor insanın.
Şehirsel yaşam önce itidali , sonra cüzdanı,sonra doğanın hediyelerinden olan arkadaşlığı ve daha bir çok şeyi çalıp götürüyor insandan.
Aynada gördüğünüz yüz size ait olmuyor her sabah . Küçük bir mezarda yaşarcasına kısır bir döngüde dolap beygiri gibi döner dururuz.
Bir sürü kültürlü görünen kültürsüz ile gerçek kültürsüz arasında dans edip dururuz.
Issız bir doğada bir gece geçirin tek başınıza. Kentte unuttuğunuz yüce tanrı ve onun insana olan hediyesi binlerce duygu saracaktır yüreğinizi ve yaşamınız anlam kazanacaktır. Tanrının insana en büyük armağanı olan doğada en benim büyük tutkum dağlardır. Onlar eğilmezliğin ve özgürlüğün simgesidir . Gururlu başları yücelere ulaşan tavizsiz güzelliklerdir.
Kentten ayrıldığım zaman dağlara koşar onlarla özdeşleşmek için zirvelerine çıkarım. İnsanın egosu ve tahripkar eli henüz oralara ulaşmamıştır.
Kentlerde kültürlüden kültürsüze geçen para adeta intikam alıyor. Neyi bilip neyi bilmediğini bilmeyen kıllı göğüslü kebap düşkünü bozuk Türkçeli insanlar kenti esir aldı . Saygın , tahsilli kültürlü kentli kalmadı şehirde . Lahmacun ile sarmısaklı mantı arasına sıkıştı kentler . Girip çıktığınızda dezenfekte olacağınız lokantalarla . Yabancı isimli renkli kazıklar donattı her yanı . Kırk yıllık köfte Mc Donald , Kırk yıllık makarna spagetti oldu. Bir yığın yabancı film özentisi bir kilo kıyma fiyatına bir köfte , bir tavuk fiyatına Kentaky Chiken yiyor. mutlu kazıkla ağzını sildiği peçeteyi yola atıp plastik çatal bıçağını tenhada bir yeşilliğin arasına sokuşturuyor . Kravat sizlere ömür , Smokin cin üstü. Yaşam ekmek üstü.
Bölüm 1 / 2 · Sonraki bölüm →
Ben akıllıyım ! Bana zarar veremezler . Ben onları idare ederim . Bu şaşı felsefedir . Bomba üzerinde oturup fünye sökülmez . Hadi siz muhteşem biri olarak bu insanları idare edebilirsiniz diyelim . Ya yakınlarınız.Onlara acımıyor musunuz.Benzinle veya bomba ile dolaşan her insandan kaçmak gerek.
Cenazelerde ve acı günlerinizde uzak duranlara ve yakın olup gülümseyenlere bakınız . Bu bir ip ucudur . Avluda durup fıkra anlatan baş sağlığı dilemeye geldiği zaman maske takan insanlardan içinizi akordeon körüğüne çeviren insanlardan uzak durunuz. Yoksa nereden çıktığını bilmediğiniz bir sürü yangın yaşarsınız . Kaleleriniz tahrip olur.
DİLEĞİM YANGINA BENZİNLE KOŞAN VE HUMBARACI SÜRÜNGENLER OLMAYAN BİR DÜNYANIZ OLSUN.
Sınırsız sorumluluk yüklenmiş liderlerin çoğu bir devre sonra yönettiği toplumdan soyutlanır . Bu olay bir çok liderin sonu olur . Hele çevresi kendisinden menfaat bekleyen yağcı bir ekol tarafından çevrilmiş ve liderin ulu reis gururu bu kitle tarafından okşanmaya başlanmış ise !
Lider çoğunlukla yönettiği toplumu iyi tanıdığı için başarılıdır. Ama bir değişkeni yönettiğini unutur ve aracıların gözü ile aldığı anamlezlerle onları yönetmeğe kalkarsa bu onun trajik sonu olur.
Siyasi Liderlerde bu kalıtsal bir hastalık haline gelmiştir. Fransız devriminin Mari Antuanet’i gibi ekmek bulamayanlara pasta teklif eden acı bir son . Ancak Siyasilerin medya ve imaj satma yöntemleri ile bu hastalıkta kamuflajla yaşama avantajı vardır . Her dört yılda bir koyunlarının beynini yıkayıp ağıllarına sokarlar. Üç yıl saldım Çayıra Mevla kayıra . Dördüncü yıl yatırım yılıdır.
İş hayatında ise bu ancak gerçek irtibata bağlıdır aksi halde çöküş kaçınılmazdır. Lider aşağıdan yukarı ,yukarıdan aşağı bir köprü olduğunu unutur Direksiyon elinde ama gaz ve fren başkasında yönetir arabayı. Bu aile yönetiminde de böyledir. paylaşamayan anne baba veya çevrenin gaz ve freni şaşı sürücü ile araba devirir.
Yağlanan vücut gibi yağcıların eline düşen liderde Deforme olur . Başarısızlık rüzgarları esmeğe başlar . Artık o Büyük İskender gibi bir ilahtır. İlk yaralanışında kanının aktığını görüp şaşıran İskender gibi şaşırır.
Gerçek Lider tavanı ve tabanı kendi gözler. Yönetimindeki sentez ve analiz için bu olaydan bir mihenk taşı olarak faydalanır.
Lider bazen de asasının gerçek gayesini unutur ve oyuncaklarının armonisi çevrenin ninnisi ile süper egosunun engin denizinde Tanrılaşır.
Bu yüksekten düşüşü içeriğinde taşır .Ben olmazsam bu dünya batar . Benim kabiliyet ve başarıma borçlusunuz ! Ben ....!
Sen olmadan da liderler vardı . Senden sonra da olacak .
Öfkenin baldan tatlı olduğunu söyleyen kişi asla yanılmamış.
Şişmiş teleklerini açmış bir Hindiden ne farkımız var o sinsi duygu bizi istila ettiğinde.
Kanı beynine sıçramış , rengi solmuş , dili mantığının dizgininden kurtulmuş kusan ve sonradan bir çok pişmanlık duyacağı şeyi söyleyen ve yapan, bir ZAVALLI değil de nedir ?
Bu sinsi canavarın ne gelişi ,ne de gidişi bellidir. Tüm tahribatını saniyede de yapıp yerini yakın arkadaşı ve zıt dostu pişmanlığa bırakır.
Bu iki zıt kardeş insanın kemirgeni . Her ikisi de birbirini destekleyerek insan kanı ile beslenen canavar. Tolerans ise antidot’u . Ama benim gibi toleransın sınırını kaçıran kişi de harcanır. Tolerans Striknin gibidir. Ölçülüsü dost , fazlası zehir.
Çoğu insan hayatı satranca benzetir . Mark Twin ise hayat için RÖLANSLARI KISA OLAN BİR POKER PARTİSİDİR demişti. İster satranç olsun İster poker hangisine öfke ile oturursanız sonu baştan belli bir hezimettir.
Bence öfkenin her damlası vücudun ve mantığın Nitrogliserindir . Öfke , yakar, yıkar,parçalar hatta öldürür.
Alkolü yasaklayan cemiyetler gördüm. Alkolden daha tehlikeli olan öfkeyi yasaklayanı asla! Alkol öfkenin fitilini kısaltıp tahribatını hızlandırır.
Aslında esas suçlu içimizde zamanında yardıma çağırmadığımız mantıktır.
Biz ise sanık sandalyesine sadece öfkeyi veya alkolü oturturuz.
Bizim toplumumuzda alkolün her damlası ile dini inançlarımız bile savaşır. Buna mukabil ise öfkeyi hepimiz iç cebimizde taşırız . Mademki bu iki çılgın ÖFKE ve PİŞMANLIK bizden bir şeyler çalarak kanımızı emerek yaşıyor, ne diye ağırlıyoruz bu davetsiz misafirleri . Kapımızı çaldıkları zaman kovalım gitsin . Kim bilir belki bir gün bize iyilik yaparlar , küserler ve bize gelmez olurlar.
Kendine acımak kişinin özüne verebileceği en büyük zarardır. Çünkü hayat ve başkaları ona acımasız olacak hatta incitecektir.
Benim kendime beslediğim muhabbeti bir başkası bana besleyebilir mi ? Kendine acımak aslında başkalarından merhametli bir yastık dilenmekten öteye gitmez. Aciz bir duygudur kendine acımak. insanı pasifize eder ve şaşılaştırır.
Kendine acımak alkol gibidir. Kişilerde farklı tepki verir . Öylesine kendime acıma vardır ki tepkiye dönüşmüştür . Bu kişi saldırgan ve mütecavizdir. Öylesine kendine acımalar vardır ki hastalık hastası olmağa yönelmiştir.
Doğru yolda direksiyon saptıran bir duygudur bu. Acizlik ve mücadele gücü yitikliği onun ikiz çocuklarıdır.
Kendine acımak duygusunun daha beteri nedir bilirmisiniz ? Başkalarının size acımasıdır . Size acıyan insanlarda kendilerinin acınacak durumda olmadığına bir sevinç ve aşağılarda olduğunuzu düşünen bir yaratığın kendini yüceltme duygusu mevcuttur . Başkalarına acıyan insanların onlara acımak yerine onların acı ve dertlerini paylaşmak Hatta elinden tutup yüceltmek gibi asil bir duyguya ulaşacak yüce ruhu olması gerekmezmi ?
Dert paylaşmak geniş yürek , derin zeka ister. Çoğu insan paylaşırken o melankoliye kendini kaptırır ve tahrip eder tahrip olur.
Dert paylaşırken yarıya iner derler çünkü diğer yarısı paylaşana gider . Bunu yaşamanın yolu paylaşmaktan kaçmak değil . Paylaşırken düne değil yarına hedeflenerek geleceği şekillendirmektir.
Dün de yapılabilecek hiç bir şey yoktur . Dün harcanmıştır. Ancak yarınlar akıllı insanlar için gebedir. ÖYLE İSE DOST ACIYAN DEĞİL EL VEREN VE MUTLU YARINLARA SİZİ DESTEĞİ İLE KOŞTURANDIR.
On hastalık yirmi ilaç biliyorum. En iyi doktor benim Gripten , Kansere kadar bütün hastalıklara En iyi teşhisler yapıyor en iyi ilaçları ben uyguluyorum.
Doktor ve eczacı bile tedavi edebilirim .Biraz kekik biraz ısırgan birde kaynana dili olay tamam. Bırak o tıpta senelerini dökmüş adamları .Onlar doktorsa bir çok ahmak için Profesör de , benim.
Cehaletin buncası çıldırtıyor beni ! İlk okul tahsili ile hiç kitap okumadan < kulaktan alim !> bu kişilere hastayım . Eskiden ilaç mı vardı canım deyip neredeyse Şaman dansı yapacaklar.
Deneyin kalabalık bir yerde arabanızın kaputunu açın bozuk numarası yapın her meraklı teşhisçiden ayrı bin bir reçete alacak ve en sonunda sizde şaşıracaksınız. Bunlardan daha elim olmak üzere bir de HAZIR BİLGE RİYAKARLARI vardır. Tam söyleyecektim , aklıma geldi karıştırmayayım dedim. Yahut canım bujilerden olduğu zaten belli idi. Bunlar hazır sineklerdir iş bitince sonuçtan pay alır.
Tıpta ukalaların bir çeşidi de <Şekerim bir doktor şıp diye kesiyor olayı > B ırak senin salağı bu derya. Sorarsınız uzmanlık dalını nedir diye ? Sizin kalp hastalığınıza cildiyeci tavsiye edildiğini öğrenirsiniz.
Pekii...! Hayattaki teşhisçiler.
- Şekerim sende kocana çok yüz veriyorsun biraz... - A ben öyle garip bir kadına asla tahammül etmem parçalarım. Valla sen... - Çocuk böyle terbiye edilmez. Bak ben...!
İlk okul tahsilli bir pedagog ! Jan Jack Russo ‘ nun Emil’inden beri tartışılan konuyu çözmüş ve sizin nezaketinize sığınarak başınıza alim kesilmiştir.
Onlar için olmayan , kültür yelpazelerinde hayat kolaydır. Kendisi eşine kırgınsa sizin eşiniz yanar tüm eşleri ateşe atmağa hazırdır ve teşvik eder. Tatminsiz bir insan ise de daha da yandınız TV, magazin ve gazete kültürü! ile alınmış tüm reçeteler önünüzdedir.
Azıcık kültür yalamışsa hapı yuttunuz. Sigmon Freud dan < Ayol ne demiş bizim Sigmond> diye koca bir nutuk dinler ve kendisinin ishal hapı ile sizin baş ağrınız giderilir.
Selam Lafonten ‘in Leylek ile Tilki hikayesine.
Aklıma gelmişken batının fanatik dünyasında Lafonten e atfedilen fabl tipi yazılımın menşeinin
MÖ 5000 ve Sümer
olduğunu söylemeden geçemeyeceğim . Bu da megalomanik toplumun sırrı.
Evet gelelim teşhisçilere -Bence Amerikada bu hastalığı tedavi eden çıkıkçılar vardır bir dene Ambulansta onlarla ölürsünüz . Amerikaya gidene kadarda otlarla idare edin biraz güzel avrat otunu kefirle karıştırıp kaynatın her dolunay zamanı için. veya teşhisçi dostunuza içirin.
Ama içinizde benim hastalığımın tedavisini bilen varsa beri gelsin. Çünkü;
İNSANLARA RAĞMEN İNSANLARI SEVİYORUM.
Geçenlerde Çiçeron ‘un dostluk felsefesine dair bir Konferans dinledim. Bir çok güzellik arasında bu düşünür bu çağda zor olan bir öneriyi getiriyordu.
İNSAN DOSTUNA ACI DA OLSA TÜMÜYLE HAKİKATİ SÖYLEMELİ diyordu Çiçeron.
Bazen kendimle çok açık konuşmaya başlamış dilim bile bana acı hakikati söylerken beynim mazeret çiçekleri ile onu süslüyor . Hakikati soymak bir güzel bir kadını soymağa benzemez zor meşakkatli bir iştir. Soyduğunuz gerçek bir acuze olabilir.
Bilirsiniz ! Yüzbaşı Mehmet e ,Osman‘ın annesinin ölüm haberini zarifçe vermesini istemiş . Mehmet Osman’ın yanına ulaşmış , - Osman denin anan varmı ? - Var . Yumruğunu mahut işaretle şekillendiren Mehmet, Osmanın burnuna yaslayarak - Nah var !
demiş. Bu eda ile söylenmese dahi hakikat ı işiten insan irkilip önce kırgın bir dost sonra bende bir kulp arayan münekkit haline geliyor.
Önce bulunan hakikatin doğruluğundan emin olmak lazım . Diogenus insan araması gibi fenerle gün ışığında dolaşmak gerek . Gaye kılıçla kelle götürmek değil . Dostu yanlıştan koruyacak dost hakikati sevi halesi ile götürmek . Yoksa;
- Senin bu koca küt burnun Fatih Sultanınkinden beter küçük suratında et beni gibi duruyor.
gibi hakikat değil.
Bir mitolojik hikaye vardır. ESKİ roma da iki genç Kız yaşarmış. Biri acuzenin teki adı YALAN diğeri İse Dünya güzeli Rüyalar kadını adı ise GERÇEK Hakikatin peşinde koşan Tüm Roma Yalan acuzesini görmemek İçin yol değiştirirmiş. Bayan Yalan buna çok içerlermiş . Kızıp hakikati takibe başlamış. Bir gün hakikat yıkanmak için çırıl çıplak soyunmuş ve göle girmiş.Yalan ise sinsice soyunmuş ve keramet elbiselerde diyerek onları giymiş ve halkın arasına karışmış . Hikaye bu ! O günden beri YALAN HAKİKATİN ELBİSELERİ İLE HALKIN ARASINDA HAKİKAT İSE ÇIPLAK KALDIĞINDAN EN ÜCRA KÖŞELERDE BULUNURMUŞ.
Bir gurup sadist dostlara testi kırıldıktan sonra yol gösteriyor . Bunlar kafatası avcısı . Yapmak değil yıkmak gayeleri.
Dostumun dostu isem o elini ateşe sokmadan ona hakikati aktarırım. Eli yandıktan sonra değil. Hakikatin keskin kılıcını ameliyat neşteri gibi sadece yaralı yerlerin temizliğinde kullanmalıdır aksi halde kelle koparır.
Tatlı dil gül bahçesinden gül derer . Hakikati bu dille ileten ise cennete gider . Ben bana nasıl anlatılmasını istiyorsam hakikati dostlarıma öyle anlatırım.
Ben DİL in ikinci anlamı olan gönül anlamını da severim . Dil yare sini andıracak yara bulunmaz diyen şarkının sözlerinden uzak günler dileği ile.
Hayatın cilvelerindendir. Başarı iteklenir. İyi niyet didiklenir. Acizlik ise paspas yapılır.
Toplum bu üçlü etrafında öyle bir örümcek ağı örer öylesine bir riya ağı kurar ki ufkunuz kararır ve çöküş başlar.
Ben kamçılanınca keçileşenlerdenim .Toplumu çok takmam ancak uzun zamandır yakın çevrede gördüğüm başarılarımı aşağılamaya çalışan birkaç garip kişiye ve bunu yapmaktaki gayelerine ve hedeflerine bakıyorum . İçim bulanıyor . Bir prensibim nedeni ile terk edemediğim bu ortamda yarama tuz basıp savaşa devam ediyorum . Çünkü HAKİKAT BALÇIKLA SIVANMAZ BİLİYORUM. Sadist insanlar sizi kemirdikçe kendilerinin semizlediği gibi garip bir aç duyguya sahiptir. Oysa Kompleksleri zaten onları kemirmektedir.Sizin acze düşerek zayıflamanızı ve leşinizi yemeği beklerler.
Ben harcanmışlığın aczini değil öfkesini severim. Acımanın yumuşak yastığını sevmem .Başımı onun Omuzunda hissettiğim an içimdeki sümüklü ricat borusunu bekleyen şaşıyı iteler içimdeki şövalyeye bir faks çeker ve savaşa davet ederim. Onu da iyi yetiştirdim . Sadece hücum borusu çalıyor ve ne DON QİUSOT ne de ŞANSO PANSO tanıyor. PAVLOVUN şartlanmışlığı ile KANİJE kalesine saldırıyor.
Binlerce defa kılıcı kalkanı atıp kaçmak istediğim bir savaş bu . Çirkin duygulu , insanlardan nefret ederim . Bu kendi menfaatleri doğrultusunda sizi aciz olduğunuza inandırmaya çabalayan ve leş yiyen yaratıklar cezalarını içlerinde taşır. Ayrıca çevrenin onların gerçek yüzünü tanıdıkları anda asit kazanına düşerler. Kum şatoları daima büyük hızla çöker. SALEM büyücüsü gibi yakılırlar.
Aklımın bu savaşta tek düşmanı bunlar değil bir düşmanı da panik . Öyle şımarık bir misafir ki kapı dan kovuyorsunuz bacadan geliyor. Allah tan kapı kilitli ve bekçisi de akıl diye biri . Kuvvetli bekçi...!
Acizlik insanı sürüngen yapan bir hastalıktır. sürüngenler ise sevilmezler . Sizin nezaketinizi asaletinizi ve olgunluk susuşlarınızı acizlik kabul edip kendilerini ağaç kakanlıkları ile saldıranlara tek cevap var.
Bir düşünür derki, bir uyanıkken uykudayız ,bir de uykuda iken uyanığız . Gerçekte neyi ne zaman yapmamız gerektiğini bilmediğimiz , veya hiç bir şey yapmağa cesaret duyamadığımız anlar başlar bu davetsiz misafir.
Bir ortaçağ işkencesi gibi daralan duvarlar puslu bir gönül , basınçlı bir yürek , gelmekte olan bu ruhsal gribin başlangıç işaretleridir.
Sebepsiz denilen iç sıkıntısının şuurumuzun altında kendimize itiraftan çekindiğimiz bir yığın nedeni vardır.
Ya beyaz atlı bir şövalye bekleriz gelsin bizi kurtarsın diye yahut AŞKIN DERDİ İLE HOŞEM EL ÇEK İLACIMDAN TABİP. Diyen şair gibi Başımızı can sıkıntısının omuzuna yaslar ve kendimizi bir hatalar zincirine teslim ederiz.
Apollon tapınağının alınlığında yazan yazı Mısır ve Mezopotamya da bir çok tapınağın alınlığında yazan yazı ile aynıdır.
kendini bilip tanıyan insan bir çok hatadan daha işlemeden kurtulacağı gibi CAN SIKINTISI denilen bu zaman ve ruh katili bu duygudan kurtulmaya çabalamalı kendini onun bunaltan okşayışlarına bırakmamalıdır. Başarı köstekçisi , öfke destekçisi bu duygudan kurtulmak için onun sizden çalacağı enerjiyi üretken hale getirip kullanmaktır.
Bu kötü alışkanlık çocuklukta yakın eğitmenler
Bir düşünür derki, bir uyanıkken uykudayız ,bir de uykuda iken uyanığız . Gerçekte neyi ne zaman yapmamız gerektiğini bilmediğimiz , veya hiç bir şey yapmağa cesaret duyamadığımız anlar başlar bu davetsiz misafir.
Bir ortaçağ işkencesi gibi daralan duvarlar puslu bir gönül , basınçlı bir yürek , gelmekte olan bu ruhsal gribin başlangıç işaretleridir.
Sebepsiz denilen iç sıkıntısının şuurumuzun altında kendimize itiraftan çekindiğimiz bir yığın nedeni vardır.
Ya beyaz atlı bir şövalye bekleriz gelsin bizi kurtarsın diye yahut AŞKIN DERDİ İLE HOŞEM EL ÇEK İLACIMDAN TABİP. Diyen şair gibi Başımızı can sıkıntısının omuzuna yaslar ve kendimizi bir hatalar zincirine teslim ederiz.
Apollon tapınağının alınlığında yazan yazı Mısır ve Mezopotamya da bir çok tapınağın alınlığında yazan yazı ile aynıdır.
kendini bilip tanıyan insan bir çok hatadan daha işlemeden kurtulacağı gibi CAN SIKINTISI denilen bu zaman ve ruh katili bu duygudan kurtulmaya çabalamalı kendini onun bunaltan okşayışlarına bırakmamalıdır. Başarı köstekçisi , öfke destekçisi bu duygudan kurtulmak için onun sizden çalacağı enerjiyi üretken hale getirip kullanmaktır.
Bu kötü alışkanlık çocuklukta yakın eğitmenler Tarafından bize öğretilmiş şımarık bir duygudur. Şartlı bir refleks halini almıştır . Altında çevrenin ilgisini çekme veya alamamaktan olan bunalım yatar.
Örneğin güzelim İstanbulun rüya kır kahvelerinin yerini Cafe-Bar adı alında dönerci ile birahane arası burnunu karıştıran insanların hizmet ettiği garip yerler aldı . Hayal Bahçesi , Bomanti,Aşıklar tepesi yok oldu. Güzelim dansinglerin yerini erkek bozması kadınsı yaratıkların oranızla buranızla şakalar yaptığı ve cebindeki dolarları onlara gösterip bıyık buran yağlı ve kıllı vücutlu goriller doldurdu . Fasıllar, Şevki bey ,Dede efendi , Yesari Asım yok oldu . Bunları icra eden nezih yerlerin yerini Atalarımızı katledip bu toprakları < Megalo İdea > ya yamamak isteyen Yunan tavernaları aldı. Bir çok fakirin evinde yokluktan bulunmayan tabaklar kırıp hava yapıyor ceket yakıyorlar. Harman dalı , Sirtaki oldu.
Çanakkaleden , Ege ye şehitlerin kemikleri sızlıyor. Beline ceketini sokup göbeğini titreten romen ile rakı kadehini ...nin titremesine uydurup erkeğin eline prezevatif tuşturan ve bunu feminizm adı altında uygulayan anne ! ler doldu.
Chopen öldü Dede efendinin ruhuna fatiha. Bandıra , bandıra ye beni ve Cam kesti moda. Nezaket ayıp . Hikaye , şiir palavra ! Jilet atılacak Minübüs şarkıları ile bilgisayarda cinayetli oyunlar moda. Chat sohbetinde felsefe yok.Küfür ve fuhuş serbest . Mektupta sen kokan satırların renkli zarif zarf kağıtların yerini kısa mesaj aldı. Selamlaşma da < help your self > ten esinlenme kendine iyi bak var. Mutluluk dilekleri yok . Küfür bile < shit > karşılığı pislik oldu.
Sanatçı dediğin zaman ressam , yazar şair değil iyi kıç kıvıran cırlak sesli foto model anlaşılıyor. Sanat ayıplı . Ticaret menfaat ve hile, din menfaat oldu. Papyon garson kıyafeti , Amerikan kovboyunun Hayvan sürerken giydiği çadır bezi gece kıyafeti oldu . Sütyen ayıp cıbıl mubah. Klüplerde anahtar çekerek eş değişimi anadan doğma fotoğraf moda oldu.Kısaca, saygı şehit , Asil kent yaşamı birkaç cahil elinde Papaz oldu.
Kitap pahalı ama bir hamburger fiyatına. Üç kitap bir bilgisayar oyunu fiyatına . Zaman yok okuyamıyoruz..! Batıya işte burada bakın Metroda otobüste kütüphanede okuyor . Batılılaşırken kentlerde nerenizden batılılaşıyorsunuz.
KENTTE YAŞAYAN HİÇBİR KİMSE ÖLÜNCE CEHENNEME GİTMEKTEN KORKMASIN ZATEN O CEHENNEMİN ALASINDA YAŞIYOR CEHENNEME GİTSE BİLE ORASI KENTTEN SONRA ONA CENNET GELECEK.
Yumuşacık bir acıma yastığı , vay başını onun büyüsüne kaptıranın haline . Sıcak ve yumuşak okşayışı ile sizi sinsice sarar koynuna alır ve hayata karşı, kendine acıyan aciz bir insan haline getirir.
Duygularınızın sömürüsüne ,o kadar kapılırsınız ki tüm çevreden aynı acımayı bekler bulamayınca kırılır kahrolursunuz . İşte farkına varmadığınız ve namlusu size dönük bir silah.
Çevrenin yeni genç tabiri ile bu bunalım takılan kişilere affı yoktur . Onu aşağılar ve yalnızlığa mahkum eder kısa devrede çevresi boşalır ve yalnızlaşır . Böyle olunca söz melankolinindir. Hakimiyeti eline alır ve sizi bir son bahar yaprağı gibi sürükler. Kendine acıma ile ele geçirdiği kişiyi çabaladıkça battığı sülüklü bir bataklığa gömer.
Melankoli ölü olmanın öbür adıdır. Acizlik ile iyi dosttur baş başa iyi geçinirler . Morfin gibi kişiyi eline geçirir ve tutuklar . İşte bu sebeple , onunla aynen uyuşturucu ile savaşırcasına savaşmalı.
İşte benim şaşılığım bazen burada başlıyor. Bazen kendimi onun okşayışlarına öylesine kaptırıyorum ki kedileşiyorum mır,mır ! Bakıyorum kendimi onun kollarından kurtaracak bir dost el arıyorum onun adı da NEŞE . Davetimi kabul edip gelirse canına okuyor melankolinin.
Melankoliyi kovalayamazsam . Ona ilham perisini arkadaş kılıyorum . Tuval renkleniyor şiir defteri doluyor. Bu da deşarjı getirdiği için melankolinin negatif enerjisini atıyorum vücudumdan . Biçimsiz bir anda yakalandı isem onun katili öfkeyi çağırıp başka bir kurtulma metodu deniyorum . Şayet onun ayak seslerini duyup gelişini hissetti isem kendimi en neşeli arkadaşıma atıp onun istilasını savuşturuyorum.
Bunları becerdiğim zaman kendime özsaygım artıyor. Bu azılı canavar bana kötü efendi olmadan ben onu iyi uşak olarak kullanıyorum.
Bütün mesele bu TO BE OR NOT TO BE. Yani Olmak veya olmamak değil ;
Olmak ama neşeden yana olmak.
Uyandığınız zaman her şeyin bir rüya olmasını istediğiniz sabahlar inşallah hayatınızda olmamıştır. Şayet oldu ise acısını bilirsiz . Bu olayda iki sınıf üzüntü vardır. Haklı üzüntüler , Haksız üzüntüler. Haklı olanlar ; ölüm ve talihsiz, tedavisi olmayan hastalık ve yaralanmalar . Haksız olanlar ise tüm diğerleri . Haklı üzüntüler adı üzerinde haklı. Onları ayrı bir denemede irdeleyeceğiz gelelim diğerlerine.
Diğerleri umumiyetle sosyal mevki sallanması iş bozulması , maddi kayıplar, nankörlük ev ve yuva dağılması ve benzeri gibi konular ihtiva eder . Bu gibi olaylar acı fakat telafisi veya yeniden inşası elinizde olan konulardır . İpin ucu sizin elinizde ise çok korkmaya mahal yoktur . Çünkü yeniden yapımı elinizdedir.
Toplumun takdirinin zedelenmesi ise değersiz bir Konudur . Toplumun takdiri maçlarda gol atana veya atamayana yapılan tezahüratta gizlidir .Gol atarsa aslan , gol atamazsa i.... Toplum gibi şaşı bir Rehberi kılavuz almak yanlıştır toplum bu gün yargılar yarın unutur . Akşam takdir eder sabah yerin dibine batırır. Vefasız sevgilidir . Ne işiniz var Vefasızlarla ! Bu vefasız koyunlar bir anda kurt olur ve kan gövdeyi götürür. Bırakın uzak olsunlar.
Bizim gibi arabesk bir toplumla yola çıkanlar yolda kalırlar bir bakarlar ki DERE TEPE DÜZ GİTMİŞLER , BİR YAZLA GÜZ GİTMİŞLER BİRDE BAKMIŞLARKİ ARPA BOYU YOL GİTMİŞLER dir ! Ayrıca bizim çevre diye saydığımız toplum köyünden çıkmayan çobanın sözünde gizlidir . İstanbul ne ki bizim köy yayladır yayla . Bu körlükten sıyrıldığımızda gördüğümüz şeyler bizi galaksiler kadar şaşırtır . Suya atılan taşın halkaları kadar sonsuzluk sarar insanı . Bir halka kaybolursa diğer halka sarar .
Tek anahtar var toplum kadar vefasız yareni onsuz yaşayamıyacağımızı bilip vefasızlığını kabul edip ona çok değer vermemek . Sonu baştan belli bir aşk.
Sel ,çığ ,ateş , siklon , zelzele , onur zedelenmesi parasızlık , çevreyi kaybetme , iflas , her ne olsa da yaşam devam eder. Mühim olan kişinin ayaklarının üzerinde durup kefenin cebine koyamayacağı şeylere değer vermeden . Tanrını bize sunduğu ve unuttuğumuz nimetleri dolu dizgin yaşamak.
Sonu baştan belli filimler, romanlar beni hep sıkmıştır. O bildiğimiz sona kaç kişiyi basit bir törenle gönderdik . Öyle ise körlüğümüz niye Neron Roma yı yakmadan Roma’nın tadına varalım.
Adını bile okurken ürperti duyduğumuz gözlerimizi ve gönlümüzü devamlı kaçırdığımız ve bizi ziyarete asla geleceğine inanmadığımız bir belli sondur bu.
Şerbetli olduğumuz başkalarını kaderinde bulunup bize hiç gelmeyecek veya çooook sonra gelecek bir konu.
Aslında şu söz asla unutulmaması gereken bir baş ucu notudur.
Öyle ise bu gün dolu dizgin yaşanmalı sevdiklerimize ve sevdiğimiz her şeye zaman ayırmalıyız.
Ne ölümden korkan Cahit SıtkıTarancı' yı korkusu Ne Karunu zenginliği , Ne Hazreti Süleymanı tahtı kurtaramadı ölümden.
Montaigne’ nin dediği gibi ölümüm ölmekten korkana yaptığı , öldürdüğüne yaptığından acıdır. Siz hiç acı çeken ölü gördünüz mü ? Ama ölümden korkan çok kişinin acı çektiğini gördük . Öyle ise korkunç olan ölüm değil ölüm korkusu.
En acı olan bir yakının ölümüne katlanmaktır.
Ben Meksika'daki ölüler bayramını çok akılcı buluyorum . Ölümü korkunç değil neşeli gösteren bir bayram . Bizim töresel tutumumuz trajik Anadolu da ağıt yakıp dizlerini döven demo ya tiksinti ile bakıyorum . Yan gözle etrafı seyredip acı tiyatrosu yapmak hayli zor. GERÇEK ACININ SESİ ÇIKMAZ BÜYÜK IZDIRAPLAR ACI VE SESSİZ GÖZYAŞLARI İLE GÖNÜLE GÖMÜLÜR . Bence en çok feryat edecek olan en çabuk unutacak olandır . Kederi dışarı vurmuş rahatlamıştır.
Aklın rehberliğini şaşırdığı konu ölüm sonrası toplumun mezar kazıcılığıdır. Toplum geri kalanı didikler merakla . Kendi başına gelse nasıl olacağı merakı ile sizi eşeleyerek kendine test payı çıkarır. Eğer klasik bir trajik değilseniz yandınız sizi suçlar ve yok etmeğe çalışır.
Doğarken ölmeye başlıyorsak bunca feryat niye? Hesap verme mahşer cehennem gibi fanatik cezalar kötüler içindir iyi bir insansanız güle oynaya gidin! Bunca dertten sıkıntılardan kurtulacağınıza mı üzülüyorsunuz ? Yaşamın bir savaş halini aldığını defalarca söyleyen siz değil miydiniz?
Nasıl nerede doğduğunuzu hatırlıyor musunuz ki ölümünüzü hatırlayacaksınız . Öyle ise söyleyecek tek şey var. HOŞ GELDİN ÖLÜM.
Bir yakınınızı kaybettiğinizde , bir yalnızken yalnızsınız , birde kalabalıkta . Kendini İsveç fiyortlarında bir deniz feneri gibi hissediyor insan yakınını kaybedince.
Yüreğini basan yaşam hedeflerinizi saptıran ölüm, ızdırabı yalnız sizi yakar. Çevrenin konuya ilgisi meraktadır . Çabuk biter . Asık yüzlü , acılı ve problemli insanları toplum hızla dışlar . Zaaf ve zayıflığınızı kullanışlı bulup çevrenizde bulunan birkaç kişiye de dikkat etmek gerek.
Yalnızlık ve acı potanızın yüreğinizde kaynayan ateşi kimseyi ilgilendirmez . Dert sizindir . Dost saydıklarınız karşı kaldırım yolcusudur . Hiç ümit
Etmediğiniz birkaç tane yeni dost bulursunuz çevrenizde. Ancak onlarda kısa sürelidir.
Zamanla farklılaşan kültür nedeni ile akraba ilişkileri zaten kritik ilişkilerdir . Ölümde onlarda garipleşir.
Toplumun her şeyi gibi acıma duygusu da nankör dür. Kısa sürede dedikodu ve yalanlarla suçlar hale gelir ve başka oyuncak bulunca da sizi unutur.
Bir iki sıcak el buldu iseniz ne ala.Yoksa bu vızıltı ordusu içinde kararıp gidersiniz . Eğer bir Kybele gibi her kişini n ağzına verecek bir memeniz varsa bir menfaat gurubu çevrenizde olabilir . Ama kaza ile verici durumdan alıcı duruma geçti iseniz yandınız.
Asık surata yaşlı gözlere toplumun tahammülü yoktur . Siz kendinize acıyabilirsiniz ama toplum asla size acımaz.
Bu kadar gamlı haberden sonra öyle ise ne gerek ..! diye bir feryat atmıyor musunuz. EVET. ne gerek ?
Radikal Bir İnsan ! RADİKAL BİR SİZ GEREK.
Siliniz tüm maddi ve manevi anıları ! Cesaretle evinizi hatta şehriniz değiştirin hele ölen eş ise bunu mutlaka yapın . Ölen eşinin elbiselerini vitrine koyup senelerce tapınan hayatını çevresine ve kendine zehir eden kaçık biri mi olmak istiyorsunuz Bre zavallı insan . Bu eylemin Ölene kalana ve topluma ne faydası var ? Ölüm dönüşümsüz bir sondur! Kim döndü ki ? Bir çok meczubun onlar yaşıyormuş veya yukardan kendisini gözlüyormuş gibi davrananların şuur altında ölene duyulan derin sevgiden ziyade yok oluşu kabul edememe ve asıl ,asıl KENDİSİNİ YOK OLACAĞINI KABUL ETMEME vardır. İtiraf edin ölüm bir yok oluştur Tek yaşayan şey siz yaşadığınız müddetçe anılardır Onlarda sizin için önemlidir. Başkaları için değil Dolaşın bit pazarını ne albümler ne anılar görecek siniz. Annem yaşlanınca albümlerini babamla aşk mektuplarını yakmıştı . Onların değersiz ellere geçmesi için aileye duyduğu saygıdan . Bende aynısını yaptım . Kim benim sevgili anılarımı benim kadar değerlendirir ?
Bir Sümer tablet MÖ 5000 den beri yaşıyorsa bir tablo yüzyıllarca asılı kalıyorsa bir kitap dilden dile binlerce yıl yaşıyorsa eser bırakın .
Mimarsanız yalnız binalar değil tecrübelerinizin kitabını bırakın . Her meslekte buna müsait.
Zamanın silmediği hiçbir acı yoktur . O bir gün sizi de silmeden uyanıp yaşamın nimetlerine sarılın Acının Tiyatrosunun seyircisi yoktur . Dirilin ! Ölene saygınız varsa onunda değer verdiği insan olan sizin mutluluğunuza saygısı vardır.
Yukarılardan sizi seyrettiği kocaman bir yalan.
O TOPRAK ALTINDA VE BAKTERİLER ONU YİYOR. ANCAK KEMİKLERİ KALIRSA KALACAK . SİZİNDE SONUNUZ ÖYLE! HARCADIĞINIZ ZAMAN SİZİN UYANIN.
REANKARNASYON YALAN KOCAMAN BİR AVUNTU KENDİNİZE ACIMAYI BIRAKIN VE İTİRAF EDİN ÖLÜM SONDUR.
TANRININ SİZE VERDİĞİ SINIRLI ÖMRÜ AKILLI KULLANIN.
Özlemek egoist bir duygu. Özlemeyin demiyorum. özleyin . Özleyin ama anılarınız için beraber yaşadığınız güzel günler için şükranla ve buna çok zaman ayırmayın alkol gibidir azı zarar çoğu tehlikeli.
Akar Sularda iki tip kaya vardır. Sularla beraber yuvarlanıp kaybolan ! veya dik durarak suda çağıltı yapıp ona estetik kazandıran . Sıradan insan olmayın. Toplum acizleri de diri ,diri gömer. ÖLMEK DİRİ , DİRİ GÖMÜLMEKTEN ÇOK KOLAYDIR.
ÖLÜMDE geri kalan olmamanız dileği ile.
Bence iki tip insan kendi mükemmeliyetinden çok emindir. Bir Cahil olanlar ve cehaletini bilmeyen okumuşlar. Cahil olan baştan bellidir tedbirinizi alırsınız . Öbürü ise ancak bir süre sonra öğrenilir ve bu süre sizin aleyhinize işler.Kendinden emin bu tipler tekamül eden canlıdan haberdar olmadığı için olduğu yerde kalarak cehaletlerini arttırırlar. Bu insanlar kendilerinin evlatlarının acuze bile olsa tüm akrabalarının mükemmeliyetinden o denli emindir ki kibarlıktan , susmanızı fırsat bilir . Reklamasyonu yutturmağa çabalar . Yükseldiğini sandıkça alçaldığının bilincinde değildir. Onların maymunları bile Afrodit'e taş çıkarır. Bu konuda bir de anlayamadığım yönetsel kültürlü megalomanlar var . Örneğin bazı siyasiler . Bizdeki siyasilerden bir guruba bakıp şaşıyorum. Bu ileri noktaya gelmiş insanın bu riya denizinde ne denli mutlu olabildiğine hayret ediyorum. El öptürmeler! Adam babası yaşındaki acize elini uzatıp öptürüyor Padişah eda sı ile ! Dönüp eşitlik ve demokrasiden bahsediyor. İnsanlığı aşağılanmış hissediyorum bu manzaralarda.
Bir başka tip , olmayan diplomalarını sıralayıp hava Yapıyor . Bir başka tip mutlu insanlardan mutlu yuvalardan etkilenip onları talan için strateji çiziyor. Bir sadist ayağınıza , bir sadist ruhunuza basıyor . Daha saysak niceleri çıkar . Uzak durun bunlardan. Bu durun bunlardan bu gün değilse yarın sizi inciteceklerdir. Silin listenizden .Dostlukta ve siyasette el öptürmeyenler olması dileği ile.
Maalesef bir çok yaşlı anılarına ,kaybettiklerine ve yaşayamadıklarına gömülerek acı içinde yaşar çevresini suçlayarak onlara öfke saçar.Yaşlılığın ve yaşlıların adını karalar. Kırışan yüzü , kaybolan fiziği ayna ile bozulan dostluğu bu saçma olayın körükçüsü olur.Ölüme yakınlık yaşlılıkta veya genç bünyede aynı olmalı her gün ona kavuşmak olasılığı var. Nice yaşlılar tanıdım bir çok genç gömen.
Ben her kırışığı ve aynada siyahı kalmadığını gördüğüm saçlarımı gülümseyerek mutlulukla karşılıyorum . Bunları göremeyen bir çok insanın Cenaze töreninde bulundum . Zaman, zaman mezarlığa ziyarete gidiyorum . Nice genç ölü var. Babam otuz dokuz yaşında yanındaki mezar on iki yaşında ölmüş bir kız. SEN BRE APTAL İHTİYAR NEDEN TANRININ SANA VERDİĞİ YAŞAMA NİMETİNİ ACI İLE KARŞILIYORSUN. Nedir bu tafra . Hediyeni dolu dizgin mutlu kullansana ! Doğal olarak sağlığım ve fiziğimde aksamalar var. Kötü kullanılmış bedende kötü izler . Ama dostum onlarla . Hastalıklar beni uyarmasa mezarda idim.Sağlık problemleri ve ağrılar çiçeklerin ve gök yüzünün rengini değiştirmedi onlar hala çılgın güzel.