Şiir

Yazan ERDAL URAN
Hepimiz ebedi yaşayacağına inan, YAZABİLDİĞİNCE ÖZGÜR ÖĞRENDİĞİMİZCE KISITLI Prangalı ölüm mahkumlarıyız. Bu dört kitap aslında Dört damla göz yaşı ve Dört damla sitemdir. SİZE KADERE VE ...!
Saygılarımla ERDAL URAN KUŞ
Bir ürkek , deneyimsiz Serçe parmaklarla Kavramaya çalıştığın Tank HAYAT.
Bir ürkek bakışla yadsıdığın Tutku AŞK
Bir ürkek şartlandırılmış Buruk Lezzet YAŞAM
Bir erişilmez Serçe kanat ÖZĞÜRLÜK
Bir tank hayat. Bir tutku aşk. Bir serçe kanat özgürlük Ve KUŞ KAFESİ İNSAN SEVGİSİ
Serin dalgaların öptüğü kumsallar Ak bulutlu mavi gökyüzü Kelebeğin dokunduğu çiçek En büyük sevgilimsiniz. O , gelinceye dek.
Suçsuz gözlerin arı Çatlak parmaklarında Nikotin . Uçan balon yerine, Nitrojen bombam var Çocuğum. Sıcak güzel günler Yağmur ,düş, Rahat Yerine Kan ve balçık var çocuğum. ........................ Ağlama bebek ağlama Sen öl Babalar oynasın İki koca dev Onları da yesin Ve Doymasın.
Evlat; Öğreneceğin ilk şey Her şeyin bittiği yerde başlayan HİÇBİR ŞEY.
Doğdum beyazdım On altısında zenci oldum On dokuzunda Macar. Otuzunda Vietnamlı Kırkında Biafralı Kırk beşinde tüm dünya oldum. Bu sefer olmak istemediğim tek şey. Aydın ve olgun görünen Garip dünyalı Haçlı ruhlu Fanatik Avrupalı.
Varsın gözlerim gibi Kan dolsun avuçlarım. Çıldırsın düşlerimdeki dünya Kırılsın Umutlarım gibi Son arzum karanlıklarda. Kader Keder Kalan gücünü toplasın gelsin Beni Her dem Sana giden yollarda YANAR bulacaksın.
Bu dünyadan Sen geçtin durgun Ben geçtim atak Sıra keskin oraklı Azrail de Bakalım Kimi önce ÇAĞIRACAK.
Seni beyni kompüter Sevgisi mekanik Ruhu robot Gönlü ego Sevgilim Lale devri ile süslenip Seni almaya geleceğim.
Kimi ,kime edem şikayet Biri ben Biri bendeki sen Seni Bırakıp gidem Bir garip ben ki Ben’i nidem ?
Bu can Deli Dumrul canı Kavruk , tutkulu Aydınlık, görkemli Cılız, tutsak Bir gece gün Kendince şaşkın Ağır , aksak Tutsak bir öpüş gibi Koptu , kopacak Evren; Elinde serçe dokunuşlarla Kavramsız insanın Bakarken ağlanacak, Okurken ağlanacak, Yazarken ağlanacak.
Ege’de bahar var Kuş adasında bir mut’un saklı Gediz ovasında sıla sevdan Mor dağları şebboy dolu Egenin Bademler çiçek açtı Hayret ! Gök ve deniz sensiz de mavi Zakkumlar gelin tacı tutmuş Sensiz yollara Kuşlar umutlu beyaz bulutlardan Ekinler yine boylanmada Yeşil kendine bir empresyon Rüzgar tarıyor Tanrının dağıttığı saçlarımı Yollar karşılamaya hazır sevdanı Bir mucize olsa Masallardaki gibi Görüversen sensizliği DÖNÜVERSEN
Doğa aldı benden seni Ben tapardım O çürütüyor.
Deli rüzgar Üşüyen gönlümü Kopar steplerden Bir tropik ormanda ısıt Sonra istersen Yeşille çürüt Karbonlaştır Onu ısıt
Bektaşiler ‘’ O da geçer ‘’ demişler. O kazınmış yüreğime Kezzabını döktüm zamanın ‘’ da ‘’ geçti de... O hala geçmedi.
Al götür beni ütopyaya Pamuk koynuna al gecenin Göz kapaklarıma bir ton yük bağla Renkli dünyalar koy göz bebeklerime İğneli beşiğe çevirme yorganımı Onsuzluğa sabrı öğret O nu getir demiyorum rüyama Geriye götür demiyorum zamanı Uyuduğum zaman Sökülsün beynimdeki çivi Onun koynuna girer gibi Gecenin koynuna gireyim Şafakta uyanmadan biteyim.
Kahkaham şaşı Ezik Sustuğum an Basıyor gölgen Bir garip aydınlığım Acımasız Tutsak Özğür bile değilim sensiz Sabahları öten kuşa kırgınım Kırgınım sensiz açan çiçeğe... Kırgınım sensiz doğan güneşe Bir küçük serçe Bir kızıl gelincik iyi benimle Birde doğmamış bebek Serçe; Zarif çaresizliğini hatırlatır. Gelincik kısacık ömrünü Doğmamış bebek umudum Belki senden iz taşır,
Yalnızlığım artık Toprağında tükenecek Ona eriştiğim an Bu tragedya Ebediyen bitecek.
Ağır ağır gülümseyen yüzün Sıyrılmakta yorgun kıştan Bir tutsak tutku Gizlenmede Patlamaya hazır tomurcuktan Kutsal bir öpüş Renk yaymada Yeniden doğuştan
Arınmayı izleyen Saçını kışta aklatan bulutlar Çocuksu kıvançlı bir kuş gibi Mavide unutuş gibi Kıştan ebedi kurtulmuş gibi Pan’ın şarkısını söyler Sabrın gücü Solgun Hasta yatağında gülümser. Ilgıt,ılgıt Yepyeni bir düş gibi Ölümü unutmuş gibi Deli gönlümde BİR BAHAR RÜZGARI ESER.
Seni sen olarak sevdim Beni sen olarak sevdim Şimdi kara toprağı Sen diye sevemiyorum.
Ver gülü ziftli toprağa Kanatlarında petrol bulaşığı seçe Göz görmemiş gözler küfürcü.
Hırçın esiyor rüzgar Namlunun uçunda bebek Kargalar coşkun Nazlı selviler davetkar Bin napalm yemiş dünya Alevli sıcak Tanrı bile suskun Buğulu gözleri Ağladı ağlayacak.
Koltuk meyhanelerinde plaklar Yine dalgın bu akşam Dipsiz şişede yazılı adın Şarabın kızıllığında dudaklarının gizi Yorgonun kuru sesinde mut um Bu kentin çamur gecelerinde Kaybolmuşum.
Ayıbı bile Sen verdin Peki Günahı kim icadetti.
Küçükken En yakın dostun Kumbara dediler Besledim Doyuramadım... Sonra hepimiz dostuz dediler Aldım fenerini Diyojenin Aradım bulamadım.... Kumu paraya Parayı araya Dostu yaraya Sar dediler saramadım. Dostu posta Postu dosta Yar dediler İnanamadım... Kısaca ömür geçti Doyuramadım,bulamadım Saramadım, inanamadım
Bana beni verdin Sende beni bende Seni buldum Erek Bizde Seni bulmakta.
Beni dar açılar mahvetti Bir sinüs otuzda böldüler düşlerimi Ve her hipotenüs küçük kaldı.
Benimdir Farkına olmadan Çiğnediğiniz taşlar Benimdir bu bulut Benimdir Çöpe attığınız çiçek Sizin bu şaşkın Karamsarlığınız Bitinceye dek.
Kendimi Sallandırdım Bir bulutun kenarından Tuttum güneşi silkeledim
Yağmurları ben yağdırdım Atlas olup Kaldırdım dünyayı Ve Gölgesinin Altında kaldım.
Şaşkın ayak başa Kuzgun ayak leşe Gelde şaşma bu işe..
Sizi asacağım Ayaklarınızdan Ve mut için Size tapacağım Aklın çizgisi ile oynayıp Yeniyi ben Yeniden Yaratacağım.
Yaşamı Yaşadık mı ? Yaşatıldık mı * Yoksa Yaşamı Yaşadık sanıp Otlaşıp Aldatıldık mı?
Gölge içi sükun Çağıltı gözlerin İnce sardığım Heyecan İki kez kara tutku Açık Dokunduğum tenin İri gölge gibi , Kayıp bir rüzgar Vücudunda esen Ben güneşinin altında Bir sarı Bir ezik Bir çiğnenmiş Garip Çimen.
Ne Hegel Ne Kant Ne Marks Ne Engels DARWIN be kardeşim. DARWİN.
Fırtınalar dost Zor ,güç Ve çözülmez Utkum benim.
Yıkmak çenberini Kırmak zincirlerini Tutkuların ve zaafın Uzanmak, Uzanmak heyecana İmkansızın Saçlarından tutup Yaşamı Dudaklarından öpmek Delicesine Ve Erkek gibi Erce; Gitmek.
Bir yıldız Bir yanar Bir söner Adına demişler KADER:
En büyük sensin Etekleri öpülen Alkışlanan Satılan İskambil şatonda Tanrı İki kart Çekene kadar
Senin kaşların kalın Ahmet amca Sen sevgi nedir bilmezsin. Ablak yüzünde metal bakışlar Açık saçık şarkılar söylersin. Sen Ahmet amca sen ! Bar kapılarında aşk için ölür Yiğitliğe b.. sürmezsin. Ah Ahmet Amca ah ... Sen ne köpeksin.
Kışları ölgün doğayı Tüm ahengi ile saran AK Belki ,bir gün Senle Ortak yaşamlardan sonra Saçlarımızda olacak.
Her fikirde paraleldik Tren rayları gibi Onun için Hiç bir zaman Bir araya gelemedik.
Sana ıssız limanlardan Şarkılar getiririm ,anlaşılmamış. Sana kalabalık şehirlerden Yılgın haykırışlar getiririm Gönül dolusu.
Sana geçmişten Yitmiş binlerce kıvanç dizerim Yollarca
Sana seni Tanrılaştırmış Gönüller dizerim boyunca Yeter ki gitme!
Sana bir tebessümünle gülecek Bir acınla titreyecek Eller bulurum. Yeter ki dile.
Sana Seni güldürecek Beni öldürecek Yarınlar yaratırım Yeter ki KAL.
Tutunup Dünyanın yanlışlarına Doğruyu Din yapıvermişsin. Ve Her şeyi Ben çizerim deyip Kötüyü Niye Salıvermişsin.
Avuç içi ümit getirdim sana Yüksük kadar saadet İğne ucu imkan Ne duruyorsun Yaşasana..!
Amip sen ne garip Yaratıksın. Siyasal Beyanata benzesin Tek hücreli Çok yönlü.
Bu gece beş yüz doksan dördüncü gece Los-Angeles ta gözleri yaşlı bir zenci Unutulmuşların Baladını mırıldanmakta Düşümde zencinin Işıl,ışıl gözleri Ondan beş yüz doksan dört kez kara Seni haykırmaktayım Black-Pool ışık, ışık biliyorum. Biliyorum , Deniz dökülecek bütün nehirler. Ama sensizlik bu, Beş yüz doksan dört kez çıldırıyorum. Ellerim tuz, Avucunun içinde yosunlu meltemler Yanıyorum.
Daha yüz kırk dokuz kez ölmek var Sensiz, Yüz kırk dokuz kez Vurulmak bu kaldırımlarda.
Gözlerin Gözlerin ılık Gözlerin yosun Ve denizler alabildiğine engin. Bir Martının suya deyiyor ayakları İçim kızağa çekilmiş şileplerce özlemli Balıkçı meyhanelerinde Şarkımızı dinliyorum.
Rio da karnaval var bu gece Mut’un tam ortasında vuracaklar beni Bir çocuk gitarını kıracak Ellerine gömüleceğim.
Bu gece beş yüz doksan dördüncü gece Seni yakacağım çoban ateşlerinde Gözlerim neonları haykıracak Ve......... Los-Angeles ta Unutulmuş bir zecir Hıçkıra ,hıçkıra AĞLAYACAK:
Eh işte her şey bildiğin gibi Allah Baba Ne verdiysen yeri yerinde Ve hala Çocuk düşlerim sana hayran Sen sana dosta düşman Her kese mekan ,imkan Bizim dostluğumuz mezar başı Hissemizde sabır taşı Desene; Şu senin Hızır ın da Gözleri şaşı.
Özlem Bence Ne bir şeye duyulan Hasret Nede Ulu bir arzulayış Bence o Ya içten içe ağlayış Yahut Saniyede olsa Senden ayrı yaşayış.
Yok Jizel yok ! Bu senin bildiğin değil Bu dört ucu kara Kapkara Güneş ışınları.
Neyi anlatayım sana ? Vurgunum vurgunluğuna.. Senin için Fitil gibi içtiğim gerçek Ama bu masal Bu şişenin sonunda Bitecek.
Seni onlar gömeli Yüz yıl oldu. Bense; Tapınağının Dantel duvarlarına Kelebek kanatları ile Yüz sürmeğe geldim.
Anlatsam Anlasan Anlatsak Anlasalar AĞLASALAR.
Üçe bölüyorum kentin ışıklarını Avuçlarımda pupa yelken sen. Denizlerin bir bölü üçünü alıyorum. Anıların üç katını Siyaha ağıt yazıyorum. Gözlerinin akına doluyor sabahlar. Buruş,buruş çarşaflara uyanıyorum.
Bir gün Beni bu gar meyhanelerine Koyup giden Kap kara trenler yıkacak Biliyorum. ..................
Yine çiğli pardösümün yakaları kalkık Alkol dudaklarımda Bir ızdırap izmarit Bir çığlık gülüş olacak Biliyorum. Biliyorum bir üçü beş sonrası yalnızlığı Dolacak gönlüme Kelebek kanatların bozulacak VE Bu görkemli çılgın aşkımız Bir gar meyhanesinde Katre , katre Damla , damla eriyen Bir mum gibi Harcanacak Biliyorum.
Verirsem Verirsin Seversem Seversin Öpersem Öpersin Ayna mısın Sen Nesin.
Beni kızgın kumlar gibi saran Nilüfer çiçeği sevgilim. Bilesin Atomlar ve Napalmlar Bölene kadar mutluluğumu Seni çılgınca seveceğim.
Hadi gene işin iş ! Kişiliğini Affedip Kendini Mahkum edebilirsin.
Avucuna sıla yazmıştı Bakıp, bakıp içiyor İçtikçe de İnce, ince hıçkırıyordu. Mektubunda ise ‘’ Ayrılık kolaymış mesudum’’ Diyordu.
Urubayı sevmezdi Ademe özenti Ağaç kovuklarında yatardı. Yalnızca Süs niyetine Altın rengi Yaprak takardı.
Kiminin soğuk, Kiminin yağmur Kiminin rüzgar Benimse İçime işleyen Gülüşlerin var.
Eğer sabanıma Bir çivi daha çakıp Ağırlığını arttırırsam İki gözüm Önüme aksın Sarı Öküz.
BLUES James Baldwın ‘e
Tropik meltemler nefesin Martini kadehleri Blues Gitar tellerinde Bir altın trompet zenci Işık,ışık gözlerin Blues Ve ben Blues Ve Ben Bu garip sesli Hoyrat,şarkıcı Yoluna Pasifikte vurgun yemiş Bir inci avcısı.
Döner garip dünya döner Özlem doluymuş için Gözlerin nemliymiş Her şeyin yitmiş BOOOOOOOOŞVER.
Bu saat başka saat Sana çeyrek var Her şeyi bir geçiyor.
Bu ekşi liman meyhaneleri yok mu ? Sub-Mu- Ti-Eryam Bu sencileyin buruk,buruk şarap kokan Deniz köşeleri Öldürecek beni.
Anlatsam seni tropik yalanlar kurarım Arınmışlığın özü derim Kırmızı basmalı bekar kokan odanı Tanrı evi çağırırım. Çocuklara dek yaparım kutsallığını Ve Sub-Mu-Ti –Eryam Namus yoluna nutuklar dizip Sana koşarım. Oysa Sub-Mu-Ti-Eryam Sen; On sekizinde çocuklar kovarsın odandan Ayaklarını şarap döküp yıkarsın Bütün insanlar gibi Sub-Mu-Ti-Eryam Bütün insanlar gibi,oturur ağlarsın.
Ve her zamanki gibi Sub-Mu-Ti-Eryam Honolulu Liman meyhanesinde İki kadeh kahkaha takıp yüzüne Hayata koşarsın.
Hayatla sen ,Sub-Mu-Ti-Eryam, Hayatla sen bir çift koşu beygiri Finişe kalkarsın.
Finiş yaşam içi Sub-Mu-Mu-Ti-Eryam Finiş yaşam içi Yaşamsa Sub-Mu-Ti-Eryam Yaşamsa Bir hiç içi OTURUR AĞLARSIN.
Krallar kan istemiş Kaptanlar can Arada kaynadı gitti Niyazi amcam.
Koyuversem kendimi Yamacından Tutkunun Çığ gibi yuvarlansam Büyüsem.
Doğdu Güldüler Ağladı Büyüdü Yerdiler Ağladı İhtiyarladı Ezdiler Ağladı Öldü Gömdüler Rahatladı .
Ben geceleri çağırıyordum Tanrıdan Vietnam da kan rengi bir çocuk ağlıyordu Bir zenci hürriyetini tümüsünü ödüyordu Alabama’da Bir Macar genci tank Paletinde unutuluyordu Biafrada bir yavru açlıkta kavruluyordu Bir Tanrı yukarılarda Sustukça susuyordu.
Sürüler dalgın Sürüler bilinçsiz Çoban köpekleri yönetiminde akıyordu. Bir insanlık ki kusuyordu.
Bin sekiz yüz seksen bir benzerine Bağlıydı ümitler. O ümitler ki tümünü Çoban köpekleri yediler. Artık dokuz yüz kırk dört yalnızlığı Dolmakta evrene Her taraf duman ,duman keder
Bir bilinçsiz akış ki İpini nereye çeksen oraya Senden önce gider.
Bundan böyle Geceleri istiyorum Tanrıdan Görmemek ve eteklerine kapanıp Ağlamak için. Ve Çoban köpekleri Kan rengi para tahtlar yapıyor Bir garip düzen ki İçinde Tanrılar susup Çoban köpekleri havlıyor.
O esmer O sarışın Bu beyaz Bu kara Şaşılık Senin boş kafanda Maskara
Tanrım Gülü plastik yaptım Güneşi Elektrik Kapandım betona Vurdum tüm güzelliklere Asma kilit. Ama Affet Tanrım Bilirsin kim olduğumu Ben o Cennetinden kovulma Meşhur İT OĞLU İT
Seni gidi kapitalist Küçük burjuva Bakıpta sızlanma O da senin gibi kapitalist Yüz yaşında Evi sırtında Koca Kaplumbağa.
Senelerdir ; ................cek ................cik ................ceğiz ................cağız. Bırakın bu plağı Söyleyin Biz ne olacağız?
Evlat Olduğunu olmak Değil mesele Olabildiğinden Öte Olmak.
Hastalığım dört duvar Kucağım evren Öptüğüm deniz Bilesin Bu en sessiz Bu zavallı bendeniz Coşarsam Başladığım yerde Biteriz.
Sen ikinci sınıf İnsanı yaratan Birinci sınıf olduğuna İnanmaya çalışan Kaçıncı sınıf İnsansın ?
SOSYALİST Çetin Altan’a Sağlığında Carven den giyinirdi Kıravatı İtalyan Pantolonu İngiliz di Öldü Amerikan içinde gitti.
Sürgit gözün Cep deliğinde başkasının Ağız yırtık açık Üstün yaldız kara Anan Baban Nikahın Dinin Para Seni dipsiz Doymaz Adi Kumbara
Vur kardeşim Parçala Dağıt Bağır Kendi noksanını Kendi sırtında taşımak Çok ağır.
Sürgit gözün Cep deliğinde başkasının Ağız yırtık açık Üstün yaldız kara Anan Baban Nikahın Dinin Para Seni dipsiz Doymaz Adi Kumbara
Vur kardeşim Parçala Dağıt Bağır Kendi noksanını Kendi sırtında taşımak Çok ağır.
Sen seni taşırsın aslında Ama Beni bağırırsın Ödemesi varsa patronun Gelse de çıplak gerçek kapına Menfaatince sağırsın.
Küfretmek istiyorum doğan güne Ayyaşların kusmuklarını aydınlatıyor Sabahlar Didik edilmiş Leşler üzerine doğuyor gün.
Geceleri seviyorum Geceler örtü Hoyratlığınca savrulsa da karanlık Çamurları yaldızlaması yetiyor Benliğime . Geceleri daha çok ben oluyorum.
Güzel olur derler akşam üstleri Akşamüzeri Kan sadece kan olur dünya Parçalanmış vücutlar gibi Kızıllıklar savrulur ötelere
Oysa geceleri Şarap kadehinin alevi Daha tutuşturucudur Günün pasını siler insandan
İnsan oğlu şaşkın İnsanoğlu geçit Günle gece arasında Zaman usturalamış yüzünü Bilinçsiz savrulmada Günden geceye... Geceler örtmese sarsaklığını Daha da küçülecek kendi gözünde
Geceleri sarmak istiyorum yarasına İrinler süzülüyor ellerime Sövüyorum gelmişine Geçmişine dünyanın Avutmaz oluyor insancıl duygular GECELERE SOKULUYORUM
Bir yağmur yağsa diyorum gecelerime Son izlerini silse gündüzlerin İyimserliğim tutacak Zifir gecelere sevdadan vazgeçip Mehtaplısına vurulacağım
Uzatıyorum GILGAMIŞ gibi Taze ıslaklığını arıyorum damlaların Balgamların kaypaklığı geliyor ellerime ZİFİR GECELERE DÖNÜYORUM.
Sakın yaşam deme bana Ot olduk Ot. Ottum Ottunuz Ottular. Yem için Balyalayıp Yuttular.
Garip Dostum Benim için İyi olan Senin için Zehirse Sevgim sana Panzehir olsun.
KİMİ KİM YARATTI TANRIDAN BAŞKA
Mor yosun Yeşil güneş Mavi süt Olgu şartlı Olgu kalıpçı Olgu tutsak Kimi kim yaratmış Ressam Tanrıdan başka? Bana o verdi tual‘i Fırçası ile dolu dizgin Aklın. Kim bağladı Bu şartlanmış bilgisayarı parmaklarıma Özgün beni 408 nci dişli yapan. Bereket Ayaklarım Karışık aklıma hizmetkar Bereket Ben çılgın özentili dişli Mekanizmayı bozan
Doğası ile düzenin Yalnız , Yalın İsyancı Hudutsuz Hür Ve DELİ.
Adın ağır, Yaşın ağır Mevkiin ağır Tamam Bunları anladık ama Sağ duyun niye Sağır
Dün Arı varlığım atak Bu gün Durgun deniz dünyam Derinden bir çağıltı Unuttuğum çağlayan Gölge içinde bir çürük orman.
Bir tokat aydınlık Bir tutam aydınlık Işıksız dünyam.,
Ver gülü ziftli toprağa Kanatlarında petrol bulaşığı seçe Göz görmemiş gözler küfürcü.
Hırçın esiyor rüzgar Namlunun uçunda bebek Kargalar coşkun Nazlı selviler davetkar Bin napalm yemiş dünya Alevli sıcak Tanrı bile suskun Buğulu gözleri Ağladı ağlayacak.
Koltuk meyhanelerinde plaklar Yine dalgın bu akşam Dipsiz şişede yazılı adın Şarabın kızıllığında dudaklarının gizi Yorgonun kuru sesinde mut um Bu kentin çamur gecelerinde Kaybolmuşum.
Ayıbı bile Sen verdin Peki Günahı kim icadetti.
Küçükken En yakın dostun Kumbara dediler Besledim Doyuramadım... Sonra hepimiz dostuz dediler Aldım fenerini Diyojenin Aradım bulamadım.... Kumu paraya Parayı araya Dostu yaraya Sar dediler saramadım. Dostu posta Postu dosta Yar dediler İnanamadım... Kısaca ömür geçti Doyuramadım,bulamadım Saramadım, inanamadım
Bana beni verdin Sende beni bende Seni buldum Erek Bizde Seni bulmakta.
Beni dar açılar mahvetti Bir sinüs otuzda böldüler düşlerimi Ve her hipotenüs küçük kaldı.
Benimdir Farkına olmadan Çiğnediğiniz taşlar Benimdir bu bulut Benimdir Çöpe attığınız çiçek Sizin bu şaşkın Karamsarlığınız Bitinceye dek.
Seni buldum Erek Bizde Seni bulmakta.
Beni dar açılar mahvetti Bir sinüs otuzda böldüler düşlerimi Ve her hipotenüs küçük kaldı.
Benimdir Farkına olmadan Çiğnediğiniz taşlar Benimdir bu bulut Benimdir Çöpe attığınız çiçek Sizin bu şaşkın Karamsarlığınız Bitinceye dek.
Kendimi Sallandırdım Bir bulutun kenarından Tuttum güneşi silkeledim
Yağmurları ben yağdırdım Atlas olup Kaldırdım dünyayı Ve Gölgesinin Altında kaldım.
Şaşkın ayak başa Kuzgun ayak leşe Gelde şaşma bu işe..
Sizi asacağım Ayaklarınızdan Ve mut için Size tapacağım Aklın çizgisi ile oynayıp Yeniyi ben Yeniden Yaratacağım.
Yaşamı Yaşadık mı ? Yaşatıldık mı * Yoksa Yaşamı Yaşadık sanıp Otlaşıp Aldatıldık mı?
Gölge içi sükun Çağıltı gözlerin İnce sardığım Heyecan İki kez kara tutku Açık Dokunduğum tenin İri gölge gibi , Kayıp bir rüzgar Vücudunda esen Ben güneşinin altında Bir sarı Bir ezik Bir çiğnenmiş Garip Çimen.
Kapının önünden Ben geçeli Bin yıl oldu Ama mazeretim var Senin kapında değil Kendi kapımdan bile Geçmez oldum Çünkü Adam oldum,
Beni kara kalemle Ak kağıda Özgürce çizdim Silgi ise Her şeyi ahdetti.
Sana kim dedi Dolu dizgin At koştur içimde Zaten Daracık Bir köşede Yüreğim Ezik Suskun Ve Yorgun.
Ölümü telli duvaklı Bir gelin gibi alıvermek koynuma Korkmadan Geri vermek emaneti Ercesine Ziyafet çekmek Böceklere... Sızlanmadan gitmek UNUTULUVERMEK Kırık mezar taşında Gelmemiş gibi Evrene Silinivermek.
Tanrım Bir can verdin Emanet Diyeti Ömür boyu sınama Alacaksan al artık Kedi fare oynama.
Bizi arıtıma verseler Arıtılmak bozulur.
Bir güvercin ak kanatlarım Kıpır, kıpır yüreğim cesur Avuçlarım sıcak namlu Bir çılgın rüzgar içim Görünmeyen gölge Zincirim Seni Bir anda Sökerim.
Döndüğüm fasit daire Senin yüreğin
Bu aciz Bu afyonlanmış ben Sensin Ördüğün örümcek ipi ESERİM SÖKERİM Ve BİTERİM !
Masalcı teyze Sana Bana anlattıklarını Hangi açık göz Yutturdu.
Anlatmadıkların için ise Seni kim susturdu.
Seni Beni
Rezil etmek için mi Gönderdiler Sevgili kusurlarım.
Tam Kazandım Dedim Halt yedim.
46
Ve kaderine gülecek çocuklar Otlaşmışcasına Yorgun savaşçı
47
Şu kırmak istediğim Kayalarca Çağıltılı Okyanus dalgasıydım Ağustos güneşinde Kurbağaların Ninniler söylediği Bir durgun Gölet oldum.
48
Bir yalnız ağaç gibi Gölge Bir yanlış adım Adın Sen benden öte Bir yürüyüş
Ben bana tutsak Açık Ürkek coşkulu Kayıveren parmaklarımdan Kaygularla baş , başa Selvili VE HİÇ.
Beni baş aşağı koyun mezara Böcekler Önce beynimi yesinler Düşünmeyeyim.
Susup kalmak Sayısız düşünce ormanında Kesmek fidelerini Yol açar gibi görünerek Kurutmak ormanı Kıraçlaşmak Sen iken Ben oluvermek Dolu dizgin At koşturmak Kalabalığında Yalnızlığın Sonra Bir kadavra oluvermek Tıbbın mermerlerinde Sağ iken veremediğini topluma Ölü bedenimle vermek.
BİR ÖLÜMLÜDEN
BİR ÖLÜYE MEKTUPLAR
Yarım; Yaren’im Yarim Yıllarca Yumak olduk seninle Tanrı Çözdü Çile yaptı.
Sabrın Kovanından çıkmış Mermi gibiyim Ölümcül Ve Harcanmış.
Erdem Rus ruleti Başarı Sabun köpüğü. Beceri; İspat. Yaşam ; Avuntu: Güzellik; Afyon Kader ; Deccal. Şiir ; Sen. Ölüm her hücren. Maestro; Tanrı Müzik; Toprak. Seyirci Ben. Gömülen; Biz. Yalnızlık; Zehir. VURULAN ŞİİR.
Koruda kuşlar seni sordu Erguvanlar seni aradı bu bahar Boş masamız özlemli Son fincanda öpüşün kalmış Boğazın maviliğinde gözlerini izi.
Kasrın mermerleri soğuk Morga uzattığım tenin gibi Gece çökmüş Hidivin renklerine Sisli sensiz patikaları korunun Sokak lambaları yorgun Deniz bile kara.
Ağaçlarımız mut’tan soyunmuş Tanrım aldattın bizi Bir ömür dedin; Bir perdelik oyunmuş.
Şiiri bir Vietnam da vurdular. Bir Kamboçya da Bir Pakistan da Bir Bosna da, Bir serçeyi izleyen avcıda
Bir de; Sende vurdular şiiri Senin vuruluşunu onlar Onları vuruluşunu dünya Görmedi Ama; Gönlümde vurulmuş şiiriniz Hiçbir zaman ölmedi.
Quassimado gibi KADER yazdım Notr- Dam’a Bir havai Esmeralda doyamadığım sevgin Verirken bile ego üşümüş kollarımda Garipler bayramında birinci , ben Sencileyin ıslak,titrek, kambur Avuç içi engin Ayaksız uçmayan bir karga Sarsak düşlerim sencileyin Prangam sevgim Gardiyanım kaderim Kefenin düşüncelerim.
Ölümün atlıları Dolu dizgin Koştururken atlarını Sen sakin Sen sükun dolu Açmış kollarını Kucaklıyordun Tanrının Yanlışlarını.
Sardı zarif tenini Soğuk gece Toprak kavuştu sana Kendince.
Şimdi İsyan ve hırs dolu içim Dediğim gibi sevdiceğim
Sensiz Artık ben Bir HİÇ’im.
Devam diyorlar yaşama Sahte tebessüm Ruhsal kargaşa
Aydınlığım.. Sıcak yaz güneşim Buzlar sarkıyor saçaklarından Yuvamızın ; sevgilim eşim.
Erişilmeze yazıldı adın Tenini kemiren böcekler Beynimi de delecekler.
Kabrinin üzerinde güller açmış Bana ne ! Gelincik gibi zarif Kısa ömürlü Yaban gülüm En büyük dostluğu yapar Yanına beni de alırsa Düşmanım Ölüm...
Bir çimen olsam toprağında Çürüsem Birleşsek.
Nereden baksam, Ufukta sen varsın. Aşiyanda sen, Kalender de sen. Kavakta sen. İstanbul artık yapyalnız Sulara düşmüyor gölgen.
Bu sevdiğim şehir Öksüzler yurdu Yedi tepe Yedi yetimhane. İlk elini tuttuğum Kanlıca Öksüz Adalar ağlıyor arkandan Bir Yeniköy mutlu Solgun tenini aldı koynuna Bir de mutlu Yelken açtığımız tekne Kahkahaların kalmış seren direğinde Akşam güneşi Unutmamış tenini VE Üşümüş sulara seni sormuş. Demişler ki.. O KAYBOLMUŞ
Yazan ERDAL URAN
Nereden baksam, Ufukta sen varsın. Aşiyanda sen, Kalender de sen. Kavakta sen. İstanbul artık yapyalnız Sulara düşmüyor gölgen.
Bu sevdiğim şehir Öksüzler yurdu Yedi tepe Yedi yetimhane. İlk elini tuttuğum Kanlıca Öksüz Adalar ağlıyor arkandan Bir Yeniköy mutlu Solgun tenini aldı koynuna Bir de mutlu Yelken açtığımız tekne Kahkahaların kalmış seren direğinde Akşam güneşi Unutmamış tenini VE Üşümüş sulara seni sormuş. Demişler ki.. O KAYBOLMUŞ
Yazan ERDAL URAN
Hepimiz ebedi yaşayacağına inan, YAZABİLDİĞİNCE ÖZGÜR ÖĞRENDİĞİMİZCE KISITLI Prangalı ölüm mahkumlarıyız. Bu dört kitap aslında Dört damla göz yaşı ve Dört damla sitemdir. SİZE KADERE VE ...!
Saygılarımla ERDAL URAN KUŞ
Bir ürkek , deneyimsiz Serçe parmaklarla Kavramaya çalıştığın Tank HAYAT.
Bir ürkek bakışla yadsıdığın Tutku AŞK
Bir ürkek şartlandırılmış Buruk Lezzet YAŞAM
Bir erişilmez Serçe kanat ÖZĞÜRLÜK
Bir tank hayat. Bir tutku aşk. Bir serçe kanat özgürlük Ve KUŞ KAFESİ İNSAN SEVGİSİ
Serin dalgaların öptüğü kumsallar Ak bulutlu mavi gökyüzü Kelebeğin dokunduğu çiçek En büyük sevgilimsiniz. O , gelinceye dek.
Suçsuz gözlerin arı Çatlak parmaklarında Nikotin . Uçan balon yerine, Nitrojen bombam var Çocuğum. Sıcak güzel günler Yağmur ,düş, Rahat Yerine Kan ve balçık var çocuğum. ........................ Ağlama bebek ağlama Sen öl Babalar oynasın İki koca dev Onları da yesin Ve Doymasın.
Evlat; Öğreneceğin ilk şey Her şeyin bittiği yerde başlayan HİÇBİR ŞEY.
Doğdum beyazdım On altısında zenci oldum On dokuzunda Macar. Otuzunda Vietnamlı Kırkında Biafralı Kırk beşinde tüm dünya oldum. Bu sefer olmak istemediğim tek şey. Aydın ve olgun görünen Garip dünyalı Haçlı ruhlu Fanatik Avrupalı.
Varsın gözlerim gibi Kan dolsun avuçlarım. Çıldırsın düşlerimdeki dünya Kırılsın Umutlarım gibi Son arzum karanlıklarda. Kader Keder Kalan gücünü toplasın gelsin Beni Her dem Sana giden yollarda YANAR bulacaksın.
Bu dünyadan Sen geçtin durgun Ben geçtim atak Sıra keskin oraklı Azrail de Bakalım Kimi önce ÇAĞIRACAK.
Seni beyni kompüter Sevgisi mekanik Ruhu robot Gönlü ego Sevgilim Lale devri ile süslenip Seni almaya geleceğim.
Kimi ,kime edem şikayet Biri ben Biri bendeki sen Seni Bırakıp gidem Bir garip ben ki Ben’i nidem ?
Bu can Deli Dumrul canı Kavruk , tutkulu Aydınlık, görkemli Cılız, tutsak Bir gece gün Kendince şaşkın Ağır , aksak Tutsak bir öpüş gibi Koptu , kopacak Evren; Elinde serçe dokunuşlarla Kavramsız insanın Bakarken ağlanacak, Okurken ağlanacak, Yazarken ağlanacak.
Ne Hegel Ne Kant Ne Marks Ne Engels DARWIN be kardeşim. DARWİN.
Fırtınalar dost Zor ,güç Ve çözülmez Utkum benim.
Yıkmak çenberini Kırmak zincirlerini Tutkuların ve zaafın Uzanmak, Uzanmak heyecana İmkansızın Saçlarından tutup Yaşamı Dudaklarından öpmek Delicesine Ve Erkek gibi Erce; Gitmek.
Bir yıldız Bir yanar Bir söner Adına demişler KADER:
En büyük sensin Etekleri öpülen Alkışlanan Satılan İskambil şatonda Tanrı İki kart Çekene kadar
Senin kaşların kalın Ahmet amca Sen sevgi nedir bilmezsin. Ablak yüzünde metal bakışlar Açık saçık şarkılar söylersin. Sen Ahmet amca sen ! Bar kapılarında aşk için ölür Yiğitliğe b.. sürmezsin. Ah Ahmet Amca ah ... Sen ne köpeksin.
Bir yıldız Bir yanar Bir söner Adına demişler KADER:
En büyük sensin Etekleri öpülen Alkışlanan Satılan İskambil şatonda Tanrı İki kart Çekene kadar
Senin kaşların kalın Ahmet amca Sen sevgi nedir bilmezsin. Ablak yüzünde metal bakışlar Açık saçık şarkılar söylersin. Sen Ahmet amca sen ! Bar kapılarında aşk için ölür Yiğitliğe b.. sürmezsin. Ah Ahmet Amca ah ... Sen ne köpeksin.
Kışları ölgün doğayı Tüm ahengi ile saran AK Belki ,bir gün Senle Ortak yaşamlardan sonra Saçlarımızda olacak.
Her fikirde paraleldik Tren rayları gibi Onun için Hiç bir zaman Bir araya gelemedik.
Sana ıssız limanlardan Şarkılar getiririm ,anlaşılmamış. Sana kalabalık şehirlerden Yılgın haykırışlar getiririm Gönül dolusu.
Sana geçmişten Yitmiş binlerce kıvanç dizerim Yollarca
Sana seni Tanrılaştırmış Gönüller dizerim boyunca Yeter ki gitme!
Sana bir tebessümünle gülecek Bir acınla titreyecek Eller bulurum. Yeter ki dile.
Sana Seni güldürecek Beni öldürecek Yarınlar yaratırım Yeter ki KAL.
Tutunup Dünyanın yanlışlarına Doğruyu Din yapıvermişsin. Ve Her şeyi Ben çizerim deyip Kötüyü Niye Salıvermişsin.
Avuç içi ümit getirdim sana Yüksük kadar saadet İğne ucu imkan Ne duruyorsun Yaşasana..!
Amip sen ne garip Yaratıksın. Siyasal Beyanata benzesin Tek hücreli Çok yönlü.
Bu gece beş yüz doksan dördüncü gece Los-Angeles ta gözleri yaşlı bir zenci Unutulmuşların Baladını mırıldanmakta Düşümde zencinin Işıl,ışıl gözleri Ondan beş yüz doksan dört kez kara Seni haykırmaktayım Black-Pool ışık, ışık biliyorum. Biliyorum , Deniz dökülecek bütün nehirler. Ama sensizlik bu, Beş yüz doksan dört kez çıldırıyorum. Ellerim tuz, Avucunun içinde yosunlu meltemler Yanıyorum.
Daha yüz kırk dokuz kez ölmek var Sensiz, Yüz kırk dokuz kez Vurulmak bu kaldırımlarda.
Gözlerin Gözlerin ılık Gözlerin yosun Ve denizler alabildiğine engin. Bir Martının suya deyiyor ayakları İçim kızağa çekilmiş şileplerce özlemli Balıkçı meyhanelerinde Şarkımızı dinliyorum.
Rio da karnaval var bu gece Mut’un tam ortasında vuracaklar beni Bir çocuk gitarını kıracak Ellerine gömüleceğim.
Bu gece beş yüz doksan dördüncü gece Seni yakacağım çoban ateşlerinde Gözlerim neonları haykıracak Ve......... Los-Angeles ta Unutulmuş bir zecir Hıçkıra ,hıçkıra AĞLAYACAK:
Eh işte her şey bildiğin gibi Allah Baba Ne verdiysen yeri yerinde Ve hala Çocuk düşlerim sana hayran Sen sana dosta düşman Her kese mekan ,imkan Bizim dostluğumuz mezar başı Hissemizde sabır taşı Desene; Şu senin Hızır ın da Gözleri şaşı.
Özlem Bence Ne bir şeye duyulan Hasret Nede Ulu bir arzulayış Bence o Ya içten içe ağlayış Yahut Saniyede olsa Senden ayrı yaşayış.
Yok Jizel yok ! Bu senin bildiğin değil Bu dört ucu kara Kapkara Güneş ışınları.
Neyi anlatayım sana ? Vurgunum vurgunluğuna.. Senin için Fitil gibi içtiğim gerçek Ama bu masal Bu şişenin sonunda Bitecek.
Seni onlar gömeli Yüz yıl oldu. Bense; Tapınağının Dantel duvarlarına Kelebek kanatları ile Yüz sürmeğe geldim.
Neyi anlatayım sana ? Vurgunum vurgunluğuna.. Senin için Fitil gibi içtiğim gerçek Ama bu masal Bu şişenin sonunda Bitecek.
Seni onlar gömeli Yüz yıl oldu. Bense; Tapınağının Dantel duvarlarına Kelebek kanatları ile Yüz sürmeğe geldim.
Anlatsam Anlasan Anlatsak Anlasalar AĞLASALAR.
Üçe bölüyorum kentin ışıklarını Avuçlarımda pupa yelken sen. Denizlerin bir bölü üçünü alıyorum. Anıların üç katını Siyaha ağıt yazıyorum. Gözlerinin akına doluyor sabahlar. Buruş,buruş çarşaflara uyanıyorum.
Bir gün Beni bu gar meyhanelerine Koyup giden Kap kara trenler yıkacak Biliyorum. ..................
Yine çiğli pardösümün yakaları kalkık Alkol dudaklarımda Bir ızdırap izmarit Bir çığlık gülüş olacak Biliyorum. Biliyorum bir üçü beş sonrası yalnızlığı Dolacak gönlüme Kelebek kanatların bozulacak VE Bu görkemli çılgın aşkımız Bir gar meyhanesinde Katre , katre Damla , damla eriyen Bir mum gibi Harcanacak Biliyorum.
Verirsem Verirsin Seversem Seversin Öpersem Öpersin Ayna mısın Sen Nesin.
Beni kızgın kumlar gibi saran Nilüfer çiçeği sevgilim. Bilesin Atomlar ve Napalmlar Bölene kadar mutluluğumu Seni çılgınca seveceğim.
Hadi gene işin iş ! Kişiliğini Affedip Kendini Mahkum edebilirsin.
Avucuna sıla yazmıştı Bakıp, bakıp içiyor İçtikçe de İnce, ince hıçkırıyordu. Mektubunda ise ‘’ Ayrılık kolaymış mesudum’’ Diyordu.
Urubayı sevmezdi Ademe özenti Ağaç kovuklarında yatardı. Yalnızca Süs niyetine Altın rengi Yaprak takardı.
Kiminin soğuk, Kiminin yağmur Kiminin rüzgar Benimse İçime işleyen Gülüşlerin var.
Urubayı sevmezdi Ademe özenti Ağaç kovuklarında yatardı. Yalnızca Süs niyetine Altın rengi Yaprak takardı.
Kiminin soğuk, Kiminin yağmur Kiminin rüzgar Benimse İçime işleyen Gülüşlerin var.
Eğer sabanıma Bir çivi daha çakıp Ağırlığını arttırırsam İki gözüm Önüme aksın Sarı Öküz.
BLUES James Baldwın ‘e
Tropik meltemler nefesin Martini kadehleri Blues Gitar tellerinde Bir altın trompet zenci Işık,ışık gözlerin Blues Ve ben Blues Ve Ben Bu garip sesli Hoyrat,şarkıcı Yoluna Pasifikte vurgun yemiş Bir inci avcısı.
Döner garip dünya döner Özlem doluymuş için Gözlerin nemliymiş Her şeyin yitmiş BOOOOOOOOŞVER.
Bu saat başka saat Sana çeyrek var Her şeyi bir geçiyor.
Bu ekşi liman meyhaneleri yok mu ? Sub-Mu- Ti-Eryam Bu sencileyin buruk,buruk şarap kokan Deniz köşeleri Öldürecek beni.
Anlatsam seni tropik yalanlar kurarım Arınmışlığın özü derim Kırmızı basmalı bekar kokan odanı Tanrı evi çağırırım. Çocuklara dek yaparım kutsallığını Ve Sub-Mu-Ti –Eryam Namus yoluna nutuklar dizip Sana koşarım. Oysa Sub-Mu-Ti-Eryam Sen; On sekizinde çocuklar kovarsın odandan Ayaklarını şarap döküp yıkarsın Bütün insanlar gibi Sub-Mu-Ti-Eryam Bütün insanlar gibi,oturur ağlarsın.
Ve her zamanki gibi Sub-Mu-Ti-Eryam Honolulu Liman meyhanesinde İki kadeh kahkaha takıp yüzüne Hayata koşarsın.
Hayatla sen ,Sub-Mu-Ti-Eryam, Hayatla sen bir çift koşu beygiri Finişe kalkarsın.
Finiş yaşam içi Sub-Mu-Mu-Ti-Eryam Finiş yaşam içi Yaşamsa Sub-Mu-Ti-Eryam Yaşamsa Bir hiç içi OTURUR AĞLARSIN.
Krallar kan istemiş Kaptanlar can Arada kaynadı gitti Niyazi amcam.
Koyuversem kendimi Yamacından Tutkunun Çığ gibi yuvarlansam Büyüsem.
Doğdu Güldüler Ağladı Büyüdü Yerdiler Ağladı İhtiyarladı Ezdiler Ağladı Öldü Gömdüler Rahatladı .
Ben geceleri çağırıyordum Tanrıdan Vietnam da kan rengi bir çocuk ağlıyordu Bir zenci hürriyetini tümüsünü ödüyordu Alabama’da Bir Macar genci tank Paletinde unutuluyordu Biafrada bir yavru açlıkta kavruluyordu Bir Tanrı yukarılarda Sustukça susuyordu.
Sürüler dalgın Sürüler bilinçsiz Çoban köpekleri yönetiminde akıyordu. Bir insanlık ki kusuyordu.
Bin sekiz yüz seksen bir benzerine Bağlıydı ümitler. O ümitler ki tümünü Çoban köpekleri yediler. Artık dokuz yüz kırk dört yalnızlığı Dolmakta evrene Her taraf duman ,duman keder
Bir bilinçsiz akış ki İpini nereye çeksen oraya Senden önce gider.
Bundan böyle Geceleri istiyorum Tanrıdan Görmemek ve eteklerine kapanıp Ağlamak için. Ve Çoban köpekleri Kan rengi para tahtlar yapıyor Bir garip düzen ki İçinde Tanrılar susup Çoban köpekleri havlıyor.
O esmer O sarışın Bu beyaz Bu kara Şaşılık Senin boş kafanda Maskara
Tanrım Gülü plastik yaptım Güneşi Elektrik Kapandım betona Vurdum tüm güzelliklere Asma kilit. Ama Affet Tanrım Bilirsin kim olduğumu Ben o Cennetinden kovulma Meşhur İT OĞLU İT
Seni gidi kapitalist Küçük burjuva Bakıpta sızlanma O da senin gibi kapitalist Yüz yaşında Evi sırtında Koca Kaplumbağa.
Senelerdir ; ................cek ................cik ................ceğiz ................cağız. Bırakın bu plağı Söyleyin Biz ne olacağız?
Evlat Olduğunu olmak Değil mesele Olabildiğinden Öte Olmak.
Hastalığım dört duvar Kucağım evren Öptüğüm deniz Bilesin Bu en sessiz Bu zavallı bendeniz Coşarsam Başladığım yerde Biteriz.
Sen ikinci sınıf İnsanı yaratan Birinci sınıf olduğuna İnanmaya çalışan Kaçıncı sınıf İnsansın ?
SOSYALİST Çetin Altan’a Sağlığında Carven den giyinirdi Kıravatı İtalyan Pantolonu İngiliz di Öldü Amerikan içinde gitti.
Sürgit gözün Cep deliğinde başkasının Ağız yırtık açık Üstün yaldız kara Anan Baban Nikahın Dinin Para Seni dipsiz Doymaz Adi Kumbara
Vur kardeşim Parçala Dağıt Bağır Kendi noksanını Kendi sırtında taşımak Çok ağır.
Sen seni taşırsın aslında Ama Beni bağırırsın Ödemesi varsa patronun Gelse de çıplak gerçek kapına Menfaatince sağırsın.
Küfretmek istiyorum doğan güne Ayyaşların kusmuklarını aydınlatıyor Sabahlar Didik edilmiş Leşler üzerine doğuyor gün.
Geceleri seviyorum Geceler örtü Hoyratlığınca savrulsa da karanlık Çamurları yaldızlaması yetiyor Benliğime . Geceleri daha çok ben oluyorum.
Güzel olur derler akşam üstleri Akşamüzeri Kan sadece kan olur dünya Parçalanmış vücutlar gibi Kızıllıklar savrulur ötelere
Oysa geceleri Şarap kadehinin alevi Daha tutuşturucudur Günün pasını siler insandan
İnsan oğlu şaşkın İnsanoğlu geçit Günle gece arasında Zaman usturalamış yüzünü Bilinçsiz savrulmada Günden geceye... Geceler örtmese sarsaklığını Daha da küçülecek kendi gözünde
Geceleri sarmak istiyorum yarasına İrinler süzülüyor ellerime Sövüyorum gelmişine Geçmişine dünyanın Avutmaz oluyor insancıl duygular GECELERE SOKULUYORUM
Bir yağmur yağsa diyorum gecelerime Son izlerini silse gündüzlerin İyimserliğim tutacak Zifir gecelere sevdadan vazgeçip Mehtaplısına vurulacağım
Uzatıyorum GILGAMIŞ gibi Taze ıslaklığını arıyorum damlaların Balgamların kaypaklığı geliyor ellerime ZİFİR GECELERE DÖNÜYORUM.
Sakın yaşam deme bana Ot olduk Ot. Ottum Ottunuz Ottular. Yem için Balyalayıp Yuttular.
Garip Dostum Benim için İyi olan Senin için Zehirse Sevgim sana Panzehir olsun.
KİMİ KİM YARATTI TANRIDAN BAŞKA
Mor yosun Yeşil güneş Mavi süt Olgu şartlı Olgu kalıpçı Olgu tutsak Kimi kim yaratmış Ressam Tanrıdan başka? Bana o verdi tual‘i Fırçası ile dolu dizgin Aklın. Kim bağladı Bu şartlanmış bilgisayarı parmaklarıma Özgün beni 408 nci dişli yapan. Bereket Ayaklarım Karışık aklıma hizmetkar Bereket Ben çılgın özentili dişli Mekanizmayı bozan
Doğası ile düzenin Yalnız , Yalın İsyancı Hudutsuz Hür Ve DELİ.
Adın ağır, Yaşın ağır Mevkiin ağır Tamam Bunları anladık ama Sağ duyun niye Sağır
Dün Arı varlığım atak Bu gün Durgun deniz dünyam Derinden bir çağıltı Unuttuğum çağlayan Gölge içinde bir çürük orman.
Bir tokat aydınlık Bir tutam aydınlık Işıksız dünyam.,
Kapının önünden Ben geçeli Bin yıl oldu Ama mazeretim var Senin kapında değil Kendi kapımdan bile Geçmez oldum Çünkü Adam oldum,
Beni kara kalemle Ak kağıda Özgürce çizdim Silgi ise Her şeyi ahdetti.
Sana kim dedi Dolu dizgin At koştur içimde Zaten Daracık Bir köşede Yüreğim Ezik Suskun Ve Yorgun.
Ölümü telli duvaklı Bir gelin gibi alıvermek koynuma Korkmadan Geri vermek emaneti Ercesine Ziyafet çekmek Böceklere... Sızlanmadan gitmek UNUTULUVERMEK Kırık mezar taşında Gelmemiş gibi Evrene Silinivermek.
Tanrım Bir can verdin Emanet Diyeti Ömür boyu sınama Alacaksan al artık Kedi fare oynama.
Bizi arıtıma verseler Arıtılmak bozulur.
Bir güvercin ak kanatlarım Kıpır, kıpır yüreğim cesur Avuçlarım sıcak namlu Bir çılgın rüzgar içim Görünmeyen gölge Zincirim Seni Bir anda Sökerim.
Döndüğüm fasit daire Senin yüreğin
Bu aciz Bu afyonlanmış ben Sensin Ördüğün örümcek ipi ESERİM SÖKERİM Ve BİTERİM !
Masalcı teyze Sana Bana anlattıklarını Hangi açık göz Yutturdu.
Anlatmadıkların için ise Seni kim susturdu.
Seni Beni
Rezil etmek için mi Gönderdiler Sevgili kusurlarım.
Tam Kazandım Dedim Halt yedim.
46
Ve kaderine gülecek çocuklar Otlaşmışcasına Yorgun savaşçı
47
Şu kırmak istediğim Kayalarca Çağıltılı Okyanus dalgasıydım Ağustos güneşinde Kurbağaların Ninniler söylediği Bir durgun Gölet oldum.
48
Bir yalnız ağaç gibi Gölge Bir yanlış adım Adın Sen benden öte Bir yürüyüş
Ben bana tutsak Açık Ürkek coşkulu Kayıveren parmaklarımdan Kaygularla baş , başa Selvili VE HİÇ.
Beni baş aşağı koyun mezara Böcekler Önce beynimi yesinler Düşünmeyeyim.
Susup kalmak Sayısız düşünce ormanında Kesmek fidelerini Yol açar gibi görünerek Kurutmak ormanı Kıraçlaşmak Sen iken Ben oluvermek Dolu dizgin At koşturmak Kalabalığında Yalnızlığın Sonra Bir kadavra oluvermek Tıbbın mermerlerinde Sağ iken veremediğini topluma Ölü bedenimle vermek.
BİR ÖLÜMLÜDEN
BİR ÖLÜYE MEKTUPLAR
Yarım; Yaren’im Yarim Yıllarca Yumak olduk seninle Tanrı Çözdü Çile yaptı.
Sabrın Kovanından çıkmış Mermi gibiyim Ölümcül Ve Harcanmış.
Erdem Rus ruleti Başarı Sabun köpüğü. Beceri; İspat. Yaşam ; Avuntu: Güzellik; Afyon Kader ; Deccal. Şiir ; Sen. Ölüm her hücren. Maestro; Tanrı Müzik; Toprak. Seyirci Ben. Gömülen; Biz. Yalnızlık; Zehir. VURULAN ŞİİR.
Koruda kuşlar seni sordu Erguvanlar seni aradı bu bahar Boş masamız özlemli Son fincanda öpüşün kalmış Boğazın maviliğinde gözlerini izi.
Kasrın mermerleri soğuk Morga uzattığım tenin gibi Gece çökmüş Hidivin renklerine Sisli sensiz patikaları korunun Sokak lambaları yorgun Deniz bile kara.
Ağaçlarımız mut’tan soyunmuş Tanrım aldattın bizi Bir ömür dedin; Bir perdelik oyunmuş.
Ege’de bahar var Kuş adasında bir mut’un saklı Gediz ovasında sıla sevdan Mor dağları şebboy dolu Egenin Bademler çiçek açtı Hayret ! Gök ve deniz sensiz de mavi Zakkumlar gelin tacı tutmuş Sensiz yollara Kuşlar umutlu beyaz bulutlardan Ekinler yine boylanmada Yeşil kendine bir empresyon Rüzgar tarıyor Tanrının dağıttığı saçlarımı Yollar karşılamaya hazır sevdanı Bir mucize olsa Masallardaki gibi Görüversen sensizliği DÖNÜVERSEN
Doğa aldı benden seni Ben tapardım O çürütüyor.
Deli rüzgar Üşüyen gönlümü Kopar steplerden Bir tropik ormanda ısıt Sonra istersen Yeşille çürüt Karbonlaştır Onu ısıt
Bektaşiler ‘’ O da geçer ‘’ demişler. O kazınmış yüreğime Kezzabını döktüm zamanın ‘’ da ‘’ geçti de... O hala geçmedi.
Al götür beni ütopyaya Pamuk koynuna al gecenin Göz kapaklarıma bir ton yük bağla Renkli dünyalar koy göz bebeklerime İğneli beşiğe çevirme yorganımı Onsuzluğa sabrı öğret O nu getir demiyorum rüyama Geriye götür demiyorum zamanı Uyuduğum zaman Sökülsün beynimdeki çivi Onun koynuna girer gibi Gecenin koynuna gireyim Şafakta uyanmadan biteyim.
Kahkaham şaşı Ezik Sustuğum an Basıyor gölgen Bir garip aydınlığım Acımasız Tutsak Özğür bile değilim sensiz Sabahları öten kuşa kırgınım Kırgınım sensiz açan çiçeğe...
Bektaşiler ‘’ O da geçer ‘’ demişler. O kazınmış yüreğime Kezzabını döktüm zamanın ‘’ da ‘’ geçti de... O hala geçmedi.
Al götür beni ütopyaya Pamuk koynuna al gecenin Göz kapaklarıma bir ton yük bağla Renkli dünyalar koy göz bebeklerime İğneli beşiğe çevirme yorganımı Onsuzluğa sabrı öğret O nu getir demiyorum rüyama Geriye götür demiyorum zamanı Uyuduğum zaman Sökülsün beynimdeki çivi Onun koynuna girer gibi Gecenin koynuna gireyim Şafakta uyanmadan biteyim.
Kahkaham şaşı Ezik Sustuğum an Basıyor gölgen Bir garip aydınlığım Acımasız Tutsak Özğür bile değilim sensiz Sabahları öten kuşa kırgınım Kırgınım sensiz açan çiçeğe... Kırgınım sensiz doğan güneşe Bir küçük serçe Bir kızıl gelincik iyi benimle Birde doğmamış bebek Serçe; Zarif çaresizliğini hatırlatır. Gelincik kısacık ömrünü Doğmamış bebek umudum Belki senden iz taşır,
Yalnızlığım artık Toprağında tükenecek Ona eriştiğim an Bu tragedya Ebediyen bitecek.
Ağır ağır gülümseyen yüzün Sıyrılmakta yorgun kıştan Bir tutsak tutku Gizlenmede Patlamaya hazır tomurcuktan Kutsal bir öpüş Renk yaymada Yeniden doğuştan
Arınmayı izleyen Saçını kışta aklatan bulutlar Çocuksu kıvançlı bir kuş gibi Mavide unutuş gibi Kıştan ebedi kurtulmuş gibi Pan’ın şarkısını söyler Sabrın gücü Solgun Hasta yatağında gülümser. Ilgıt,ılgıt Yepyeni bir düş gibi Ölümü unutmuş gibi Deli gönlümde BİR BAHAR RÜZGARI ESER.
Seni sen olarak sevdim Beni sen olarak sevdim Şimdi kara toprağı Sen diye sevemiyorum.
Şiiri bir Vietnam da vurdular. Bir Kamboçya da Bir Pakistan da Bir Bosna da, Bir serçeyi izleyen avcıda
Bir de; Sende vurdular şiiri Senin vuruluşunu onlar Onları vuruluşunu dünya Görmedi Ama; Gönlümde vurulmuş şiiriniz Hiçbir zaman ölmedi.
Quassimado gibi KADER yazdım Notr- Dam’a Bir havai Esmeralda doyamadığım sevgin Verirken bile ego üşümüş kollarımda Garipler bayramında birinci , ben Sencileyin ıslak,titrek, kambur Avuç içi engin Ayaksız uçmayan bir karga Sarsak düşlerim sencileyin Prangam sevgim Gardiyanım kaderim Kefenin düşüncelerim.
Ölümün atlıları Dolu dizgin Koştururken atlarını Sen sakin Sen sükun dolu Açmış kollarını Kucaklıyordun Tanrının Yanlışlarını.
Sardı zarif tenini Soğuk gece Toprak kavuştu sana Kendince.
Şimdi İsyan ve hırs dolu içim Dediğim gibi sevdiceğim
Sensiz Artık ben Bir HİÇ’im.
Devam diyorlar yaşama Sahte tebessüm Ruhsal kargaşa
Aydınlığım.. Sıcak yaz güneşim Buzlar sarkıyor saçaklarından Yuvamızın ; sevgilim eşim.
Erişilmeze yazıldı adın Tenini kemiren böcekler Beynimi de delecekler.
Kabrinin üzerinde güller açmış Bana ne ! Gelincik gibi zarif Kısa ömürlü Yaban gülüm En büyük dostluğu yapar Yanına beni de alırsa Düşmanım Ölüm...
Bir çimen olsam toprağında Çürüsem Birleşsek.
Nereden baksam, Ufukta sen varsın. Aşiyanda sen, Kalender de sen. Kavakta sen. İstanbul artık yapyalnız Sulara düşmüyor gölgen.
Bu sevdiğim şehir Öksüzler yurdu Yedi tepe Yedi yetimhane. İlk elini tuttuğum Kanlıca Öksüz Adalar ağlıyor arkandan Bir Yeniköy mutlu Solgun tenini aldı koynuna Bir de mutlu Yelken açtığımız tekne Kahkahaların kalmış seren direğinde Akşam güneşi Unutmamış tenini VE Üşümüş sulara seni sormuş. Demişler ki.. O KAYBOLMUŞ
Bir çimen olsam toprağında Çürüsem Birleşsek.
Nereden baksam, Ufukta sen varsın. Aşiyanda sen, Kalender de sen. Kavakta sen. İstanbul artık yapyalnız Sulara düşmüyor gölgen.
Bu sevdiğim şehir Öksüzler yurdu Yedi tepe Yedi yetimhane. İlk elini tuttuğum Kanlıca Öksüz Adalar ağlıyor arkandan Bir Yeniköy mutlu Solgun tenini aldı koynuna Bir de mutlu Yelken açtığımız tekne Kahkahaların kalmış seren direğinde Akşam güneşi Unutmamış tenini VE Üşümüş sulara seni sormuş. Demişler ki.. O KAYBOLMUŞ
Hepimiz ebedi yaşayacağına inan, YAZABİLDİĞİNCE ÖZGÜR ÖĞRENDİĞİMİZCE KISITLI Prangalı ölüm mahkumlarıyız. Bu dört kitap aslında Dört damla göz yaşı ve Dört damla sitemdir. SİZE KADERE VE ...!
Saygılarımla ERDAL URAN
Bir ürkek , deneyimsiz Serçe parmaklarla Kavramaya çalıştığın Tank HAYAT.
Bir ürkek bakışla yadsıdığın Tutku AŞK
Bir ürkek şartlandırılmış Buruk Lezzet YAŞAM
Bir erişilmez Serçe kanat ÖZĞÜRLÜK
Bir tank hayat. Bir tutku aşk. Bir serçe kanat özgürlük Ve KUŞ KAFESİ İNSAN SEVGİSİ
Serin dalgaların öptüğü kumsallar Ak bulutlu mavi gökyüzü Kelebeğin dokunduğu çiçek En büyük sevgilimsiniz. O , gelinceye dek.
Suçsuz gözlerin arı Çatlak parmaklarında Nikotin . Uçan balon yerine, Nitrojen bombam var Çocuğum. Sıcak güzel günler Yağmur ,düş, Rahat Yerine Kan ve balçık var çocuğum. ........................ Ağlama bebek ağlama Sen öl Babalar oynasın İki koca dev Onları da yesin Ve Doymasın.
Evlat; Öğreneceğin ilk şey Her şeyin bittiği yerde başlayan HİÇBİR ŞEY.
Doğdum beyazdım On altısında zenci oldum On dokuzunda Macar. Otuzunda Vietnamlı Kırkında Biafralı Kırk beşinde tüm dünya oldum. Bu sefer olmak istemediğim tek şey. Aydın ve olgun görünen Garip dünyalı Haçlı ruhlu Fanatik Avrupalı.