Bölüm 3 / 3
Seneler sonra O.Henry ‘den THE GİFT OF MAGİ hikayesini okurken bana hiç yabancı gelmiyor
- Çavuş gördüğümü görüyormusun ? - Hayır gördüğünü görmüyorum komutan ! - Önüne bak öyle ise . Bu ne biçim yürüyüş. - Avcı tim yürüyüşü komutan. - Aferiiin. Peki silahlar niye omuzda elde değil. - Komutan bizimkiler hızlıdır. Halleder. - Ulan kitapta öyle mi yazıyor. - Kitap birlikte kaldı komutan.
Devam etsem herif uzatacak sustum. ST,TT bilmem kaç talimatname zırvalayacak. Derken bir makineli tüfek ovayı yırttı . Çavuşla ayni çukura daldım.
- Atış serbest .
Diye bağırdım .Yineledi,
- Atış serbest,atış serbest ,atış serbest .
Herif çavuş değil . Yankı be. Bu tertemiz Anadolu delikanlısını ayrıcalıklı seviyorum . Adam ya gölgem ya yankım . Bir tatlı bela ! Ne söylesem ikiliyor üçlüyor. Tekrar emir versem düşman da, bizim kadar duyacak Allahtan lisan farkımız var. Ama yerimiz bu sesle belli oluyor.Anlatamıyorum ki..
Boş bulundum . Alev Makinasını taşıyan Zafere seslendim.
- Zafer buraya...!
yankım yineledi.
- Zafer buraya . Zafer buraya. Zafer buraya.
Zafer iki saniye sonra yanımda idi.
Yamaçtaki çalı gurubunu işaretle seslendim.
- Yap oğlum bir orman kebabı.
Yankım yineledi , yineledi . Birden karşıdan havan Atışı başladı . Yedi kadar mermi ortalığı cehenneme çevirdi . İlerde Zaferi Gördüm bir anda çalılığı cehenneme çevirdi.
Tam isabet almıştık. Ortalık havan çukurları ile dolu idi. Biraz daha bekledim. Talimat verdim .
- Takım toplan.
Yankım yineledi.
- Takım toplan ,Takım toplan.
Gülümseyerek dinledim . Etrafı daha iyi kolaçan etmek için kayayı siper alarak doğruldum . Acaba kimlerin ailelerine mektup yazmak zorunda kalacağım. İnşaallah zayiat azdır.
Tanıştığımızdan beri ilk defa yankım benden önce Bağırdı;
- Komutan dikkat .
Sapıttımı ? diye bakarken kolları havada beni kucakladı . Şaşkınlıkla bende ona sarıldım . Tekrar söylediğini anlayamadım veya anlamak istemedim.
- Yandım anam. Yandım anam.
Kollarıma külçe gibi yığıldı . Mermi ile arama girmişti ! Ragıp mermiyi atanı kevgire çevirdi.
Yankı ile göz , göze geldik gözleri kaydı. Ellerim ılgıt ılgıt kanla ıslandı.
Artık benim her çavuş apoletini görünce söylediğim bir teranem var.
Teknenin kaptanı sigaradan sararmış bıyıkları arasından bir mavi duman daha üfledi.
- Beyim bu hayvan uğursuzdur vurma ! - Bırak artık batıl inançları yirminci asırdayız. - Denizin batılında hakikat vardır.
Züppeliğim üzerimde idi . Fransa dan aldığım dalış takımlarını ilk defa deniyordum. Kendimi Knidos’un cam göbeği mavisi sularına bıraktım.
Regülatörümün fokurtusu ile dik yamaçtan dibe doğru inerken , su tüfeğimi kurdum az evvel koca Laos’u gördüğüm yatık kayanın altına daldım.
Küçükken Göksu deresi ile Elmalı bendi arasında Yılan avına çıkardık . Bu bir ok yılanı kayalardan atlayana kadar . Sonraları sadece kurbağa avcısı olduk . Kurbağa avımızda bir yılanın onu nasıl alt çenesini oynata, oynata yediğini görünce bitmişti. Avcılık maceram biraz garipti . Avcıları sevmezdim ama silahla kendimi daha erkek hissettiğimi söyleyebilirim.
Üçüncü zıpkını da balığın üzerinde bıraktım. O ise galsamalarını şişirmiş kendini kaya ile dip arasında sıkıştırıyordu. Kan köpek balığı çağırır düşüncesi ile tekneye çıktım.
Bir bahane bularak ;
- Çay molası !
Dediim. Balıkçı mavi , mavi baktı ve tam bir şey söyleyecekken ,ben teknedeki diğerleri ile sohbete başladım.
Yarım saat kadar sora tekrar dipteydim. Balığın kafası vucudunun üçte biri . Ağzı ise tamamı kadar Ürperdim . Belimdeki mesinayı zıpkının ucunda sallanan tüfeğe bağladım yeterli uzaklaştıktan sonra ağır, ağır çekmeğe başladım . Tam ölmemişti ama kuvvetçe bitmişti . Motora çıktım. Kalın mesinayı çekmeğe başladım . Kafa görününce kaptandan rica ettim . Hayvanı gözlerine parmaklarını basarak aldı . küpeşteye uzattı.
Ne oldu ise o anda oldu . Fırtına tanrısı denize bir tokat vurdu . Deniz çıldırdı.Tekne dalga çukurlarına düştüğü zaman . İki yanımız üç dört metrelik yeşil dalgalar arasında kalmağa başladı . Ufuk çizgisi gride kaybolmuştu güneş bir tuhaflaşmıştı.
Kaptan öfke ile bana baktı . Demir tarıyorduk. Bağırdı ;
- Dümene geç dalgaları dik al açığa kır . Yoksa kayalara bineriz.
İşi bitiğinde dümeni aldı ama dalgalar kıçtan buruna tekneyi delice yıkıyordu.
- Burnu dönelim orada kuytu var ben demirlerim siz ciple dönersiniz.
Dalga sırtlarında boşa dönen pervaneyi yavaşlattı. Dümene sarıldı...!
Akşam Datça da Kaymakamın sofrasında Laos on kişiyi rahat doyurdu. Bendeniz gecenin son ucuz kahramanı idim Kaptan sofrada yoktu ama kızgın mavi gözleri benimle idi.
O gün bu gündür su altı değil su üstünde bile balık avlamıyorum . İyi bir su altı fotoğrafçısı adayıyım. Denizle ilgili tüm hikayelerin derin bir dinleyicisiyim. Balıkçı ve avcıların mesleklerinin lanetli olduğuna Olan inançlarını daha hürmetle karşılıyorum.
Deniz ve bilinmeyen dipler sırlarını insanlığa açana Kadar anlatılanlardan salt mantığım açıklasa bile İçimi burkan bir şey var ve...
Sorarlarsa BATILA HİÇ İNANMIYORUM.
İstanbul gümrüğünden çıkarken düşünüyordum. Düşündükçe de ateş basıyor . Nasıl dar geldi koca lokanta . Firmanın uluslar arası müdürü Flaman lehçesi , pipolu ağzı ve soğuk karakteri ile yeterince sıkıntılıydı . Reffo‘nun sıcak İtalyan yapısı olmasa bulantım daha da artacak.
Aslında başıma bu işlerin tamamını o açtı.
Nick Reffo her zamanki neşesi ile beni Holy-Day İnn Oteline bırakırken,
- Yemeğe Curtua‘ ya davetliyiz .Seni bir saat sonra alırım.Sekizde orada olmalıyız. - Ne giyiyoruz. - Black-Tie
İngilizce bir argo patlattım . Güldü.
- Gerçekten Smokinini giy çünkü bütün gece onlarlayız.
Bir buçuk saat oldu. Saat sekiz on beş . Yok hergele . Duşumu alıp bara ineli ikinci Blody-Mary ! Zarif bar maid içkimi tazelemek isterken durdurdum.
Otelin kapısındaki cayırtılı fren Reffo’nun geldiğini bildiriyor . Bizim yakışıklı rotar kapatacak Fitibaldi sanki. Otobanda BMV gaz pedalı dipte . Reffo’nun neşesi yeinde . Uçuyoruz . Elimde ki buketin sapı terledi. Renk vermiyorum.
Ev gerçekten muhteşem .Eski bir kır evinden bozma şatomsu bir yer . Oymalı maun kapının zilini bastık Kısa bir bekleyişten sonra muhteşem bir orta yaş ve iki olağan üstü göz kapıyı açtı . Nıck kahkaha dolu mazeretler sıraladı. Ben uzanan zarif eli dudaklarıma götürüp buketi uzattım.
Muhteşem salonlardan , çoklu koltuk takımları arasından geçtik ormana yaslı yüzme havuzlu bahçedeki bar- amerikanın önüne geldik . Curtuis her zamanki soğukluğu ile ;
- Nerede kaldınız?
Nick zırvaladı . Ben sustum .Ev sahibesi laf karıştırdı Ormanda besledikleri bir geyik ailesinden bahsetti. İçkiler ve akşamın yorgunluğu derken konular yumuşadı.
Lokantada şef bizi kapıda karşıladı . Belli ki Courtois hatırlı müşteri . Pistin kenarında iyi bir masaya alındık . Muhteşem servis , pahalı yemekler tarihli şaraplar. Pipolu Flamanın Peltekleşen dili ile beni daha da zorlayan ingilizcesi bıktırıcı .
Nick’in tatlı hergelelikleri olmasa patlayacağım.
İşte ne oldu ise o anda oldu !
Ayakkabısından soyunmuş bir zarif ayak bacağıma dolandı . İnce Parmaklar Smokinimin kolunu tutup ;
- Yeter Orta Doğu Pazarı artık . Çok tatlı şeyler konuşalım.
Dedi.
Şarabın tesiri artık herkes de kendini göstermeğe başlamıştı . Ben içimden fauller artmasın diyerek Tuvalet için müsaade istedim . Kadın benden önce kalktı ve makyaj tazeleyeceğini söyleyerek bana katıldı.
Bayan tuvaletinin önünde vücudunu , vücuduma yaslayıp kendisinin bir doğulu kadından daha ateşli olduğunu ifade ederek koyduğu ateşli öpücük bende organik ve ruhi değişimlere sebep oldu . Döndüm papyonumu aynada düzeltip ruj izlerini sildim bir derin nefes alıp masaya gidelim dedim.
Masaya dönünce iyice azdı . Bir eli zaman ,zaman bacaklarımı okşuyor . Aklım şarap , sıcak , flaman ve taciz nedeni ile iyice karışıyordu . Nick’e ;
- Yer değişelim Courtua ile güneydeki kaçak pazarın rekabeti için tartışacağım.
Dedim . Her zamankinden daha hergele gülüşle ;
- Yarın , yarın.
dedi.
Son gelen şarap pelte halinde bardaklara konmuş Şarap Jölesinin kızgın çubukla dağlanmasından elde edilmiş dehşet bir şeydi.
Her şey daha trajikleşti . Sıkıntıdan ıslanan saç diplerim , esmerliğime rağmen , kızaran yüzüm Reffo’nun hergele gülüşlerine neden olurken ben
peçete üzerine çizdiğim Türkiye haritasında Mavi yolculuk anlattığımı sanıyordum..
Oh ! Yemek bitti hesap ödendi.
Kapını önünde pardösümü bile sırtıma almadan kışın sıcağında ter soğutuyorum . Kadın koluma girdi;
- Haydi dansa!
Saat gecenin ikisi .Courtois sertçe
- Yarın iş günü ve saat gecenin ikisi ! - Sen gelmezsen Erdal götürür.
Kafama saksı düştü sandım.
Ya bunlar dün imzaladığımız kontrattan evvel olsa idi. Reffo ya bir imdat bakışı fırlattım Aldırmadı Courtua beyaz perçemlerini düzelterek sertçe ;
- Sen bilirsin.
Kürk mantolu kol daha sıkı sıkarak ;
- Hadi biz gidelim.
Ter artık ceketimin saten yakalarını ıslatacak sandım.
- Yarın uçağım erken ve çok geç oldu özürlerimi kabul edin lütfen.
Courtua rahatladı.
- Nick Erdalı oteline sen bırakıver bizim yolumuz uzun.
Yolda İtalyan hergelesinin bütün alaylarına rağmen çok rahattım.
On binlerce kilometre dünyanın değişik yerlerine uçtum. İlk defa bir hava alanında ihbar nedeni ile uçaktan indirilip . Çamaşırlarıma kadar aranıyorum Bu esmer , yağız doğulu gerilla tipimdenmi ? Yoksa .. Uzaktan bu manzarayı gülümseyerek seyreden beni uğurlamaya gelmiş Courtua nın veda hediyesi mi hala bilmiyorum .
Çok sıkıntılı toplantılarda şarap kadehindeki kızıl ışıltılara bakıp hayal kurardım.
Burada o da olmuyor. Bir şeyler kaybolmuş.
Sünnet sahibi Kara denizli . Belli ki Boğaz içindeki bu denize değen nadir gazinoyu gösteriş için tutmuş.
Ter ve parfüm kokusu boğucu. Pistte yağlı ,boğum , boğum vücutlar isteri nöbetine kapılmış gibi titriyor.
Çılgın gürültülü hoparlörler tepemde bir işkence aracı olarak görevde . Garsonlar masaya servis için uzandıkça koltuk altı kokuları içimi bulandırıyor.
Yan tarafımda yaşlı kasıntı bir kadın kendisine yarı riya, yarı gerçek beceriksiz iltifatları vakur bir havada almağa çalışıp burnu havada viskisini yudumluyor.
Büyük gibi , özentili tuvaletlerle giydirilmiş bir yığın Kız çocukla birkaç sıska oğlan pistte büyüklerinin işveli davranışlarını taklit edip kıç kıvırıyorlar.
Kasıntısına tevazu kaplamağa çalışan hanımla göz göze geldik . Hiçbir şeyden memnun olmayarak değer kazandığını sanan ; bunu alamadığı yerde cüzdanına sarılan bu garip yapıyı sıkıntılı gözlerle izledim . Yanımda yuvarlak hatlı yeğeni yüzüme geğirdi ve sırıttı .
Sarı pullu ve lameli giysilerle gösterişli altınların sentetik dünyasından kendimi klüpün dışına attım.
Boğaz içinin Kanlıca sırtlarından kopup gelen serin rüzgarını ciğerlerime doldurdum. Klüpün çift camlı kapısına rağmen paralar yapıştırıldıkça azgınlaşan teneke orkestradan kurtulmak için kıyı şeridinde yürümeğe başladım.
İlerde ağaç altında bir gölge dikkatimi çekti . İhtiyatlı adımlarla hissettirmeden yaklaştım.
Bir Akasya ağacına yaslanmış iki koltuk değneği ve yerdeki gazete üzerine yayılmış ucuz şarap, peynir ve kavundan oluşan çilingir sofrası.
Gölge boşlukta sallanan sol ayağını eli ile itip Şarap şişesinden bir yudum aldı . Koltuk değneklerine uzanarak onları özenle koltuk altlarına yerleştirdi. Boğazı koklarmışçasına başını dikti . Gazinodan buraya kadar gelen müziğin havasında vücudunun müsaadesi nispetinde horon tepmeğe başladı.
Koltuk değneklerinin acımasız rekabetinde oynanan bu dansa boşlukta sallanan bir bacak garip bir şekilde tempo tutuyordu.
Bu ilahi trajik sahneyi şişesi burnu havada viskisini yudumluyor.
Büyük gibi , özentili tuvaletlerle giydirilmiş bir yığın Kız çocukla birkaç sıska oğlan pistte büyüklerinin işveli davranışlarını taklit edip kıç kıvırıyorlar.
Kasıntısına tevazu kaplamağa çalışan hanımla göz göze geldik . Hiçbir şeyden memnun olmayarak değer kazandığını sanan ; bunu alamadığı yerde cüzdanına sarılan bu garip yapıyı sıkıntılı gözlerle izledim . Yanımda yuvarlak hatlı yeğeni yüzüme geğirdi ve sırıttı .
Sarı pullu ve lameli giysilerle gösterişli altınların sentetik dünyasından kendimi klüpün dışına attım.
Boğaz içinin Kanlıca sırtlarından kopup gelen serin rüzgarını ciğerlerime doldurdum. Klüpün çift camlı kapısına rağmen paralar yapıştırıldıkça azgınlaşan teneke orkestradan kurtulmak için kıyı şeridinde yürümeğe başladım.
İlerde ağaç altında bir gölge dikkatimi çekti . İhtiyatlı adımlarla hissettirmeden yaklaştım.
Bir Akasya ağacına yaslanmış iki koltuk değneği ve yerdeki gazete üzerine yayılmış ucuz şarap, peynir ve kavundan oluşan çilingir sofrası.
Gölge boşlukta sallanan sol ayağını eli ile itip Şarap şişesinden bir yudum aldı . Koltuk değneklerine uzanarak onları özenle koltuk altlarına yerleştirdi. Boğazı koklarmışçasına başını dikti . Gazinodan buraya kadar gelen müziğin havasında vücudunun müsaadesi nispetinde horon tepmeğe başladı.
Koltuk değneklerinin acımasız rekabetinde oynanan bu dansa boşlukta sallanan bir bacak garip bir şekilde tempo tutuyordu.
Bu ilahi trajik sahneyi şişesi bitene kadar izledim. Bu İlahi folkçu yerdeki çeyizini toplayıp bir Mart gecesinin soğukluğunda İstanbul’un karanlığına daldı. Homurdandım ;
- Mutluluk nerede ? Para köyde mi yoksa, akıl köyde mi ? - Ne mutlu ! Tanrının nimetlerini bilebilenlere.
Döndüğümde salon daha da ağırlaşmıştı . Ağzının Kenarında pasta bulaşığı olan yuvarlak hatlı çocuk ağzını omuzuma sildi.Tepkime baktı.Kasıntılı hanımın sesi kulaklarımı tırmaladı ,
- Milyarda para mı ?
Gösteriş cümlesi kime diye baktım . Emekli maaşı ile geçinmeğe çalışan kardeşinin kızına ! İçim katıldı ağaç altındaki kutsal balletimi düşündüm . Düşünme aracı olarak bellediğimiz beyini mutluluk aracı da olduğundan kaçımız haberdarız acaba!
Kutsal Folkçumun sarhoşluğunda sahip olan ve sahip olduklarını bir yarış için harcayan ölümlülere bir kez daha baktım . Ölümsüz Nazım Hikmet’in şu mısralarını yineledim.
YAŞAMAK GÜZEL ŞEY TARANTA BABU BİR DANTEL DOKUR GİBİ BİR ŞİİR OKUR GİBİ YAŞAMAK.
Mutlu olabilmek için yaşamak !
Sadığı sucuk gibi bağlanmış görünce kahkahayı bastım.
- Fare ! Liliputlar ülkesinde Guliver gibi bağlanmışsın. - Mit züppesi edebiyatçılığı bırak kabloları izle.
Kabloları dikkatle izledim . Morardım ! İsmet altı kadar fünye ile odanın sol tarafında kargaşa kablo yığınına ve oradan da iki plastik patlayıcı rulosuna irtibatlandırılmış !
- Fünyeler Rus. Plastikler.. - Kes be! Kestaneci armut. Demo mu yapıyorsun. bunları kursta yapıp adam gibi not alsaydın. - Gevezeliği bırakda birkaç tel kes !
Tepem attı ! İlk görevim Kestaneci kılığında bir Pastahaneyi izlemek olmuştu. Bunu İsm ete anlatmış olmama çok içerledim. Saldırdım ;
- Benim takibimde Pastacı Bulgar casusu çıkmıştı Sen Jitem de kıç gezdirirken ben işe yaradım. - Dalıma basma ! Şimdi kıpırdar ikimizi de eşek Cennetine gönderirim.
Haksızlık ettiğimi biliyordum . O benden çok daha büyük işler başarıp on dokuz THKPML liyi yakalatmıştı.
- Ulan hala hayallerinle baş,başa boğaz gezisinde gibisin. B... yiyen .Hadi bi şeyler karıştır.
Telsize bastım .Metalik sesten bomba ekibi istedim. Cevap tatsızdı.Taksimdeki pakedi İmha edip yirmi Dakika içinde gelecekler . Bize tenbih edilen ekip gelene kadar bu tarz kurguları ellememek.Üstelikte Bunun kursunda hayli zayıftım. İsmet gürledı
- Süslü giysilerinizin cebinde bir yan keski varmı Beyefendi .Yoksa zatı-aliniz tırnak törpüsü mü taşıyorsunuz. ?
Bu manikür merakım yüzünden eğitimde de i yi fırçalanmıştım.
- Geliyorlar çocuğum! Seni uçmaya bırakmam bana rakı borcun var.
Bordo mavi kravatına takılarak.
- Bu liseliler seni Trabzon sporlu olduğun için mi bağladılar.
Gayem herifi o veya bu yolla oyalayıp İmha ekibini beklemek.
- Senin o zarif valideni..... - Hop ,hop şimdi rast gele iki kablo keser seni uçururum . Zaten burası bomba bağlantısından ziyade Tahtakale telefon santralının yer altı şebekesine benziyor. Bağlayanın babası telefoncu herhalde . Apo nun Resmini asmışlar. Herifler solcumu yoksa PKK lı mı ? - Vatan haini oğlum bunlar
Tamam çene makasına almıştım.
- Altın kural oğlum . Ucuz adamları kandır kullan. Çanakkalede yapamadıklarını i çerden entrika ile yap. - Abi b.. gibi para koyup önlerine gençlerin ateşini yönlendiriyorlar. - Gençlere Masallar . Sam Amcanın kulübesi. Saddam ve Fasulye Sırığı , Aponun Aşkı . Pamuk Prenses ve İngilterenin yedi büyük Petrol Cücesi Kazakların Kazık dansı . Alice Küveytte. Daha İstermisin! - Ulan ben buradan kurtulunca seni Deli Petro yapmazsam anam...av. - İsmet. Bak senin sarışının gözleri tam bu yeşil kablo gibi.
Gözlerimin içine derin, derin baktı.
- Ulan sahiden bu kadar geveze misin, yoksa makarayla zaman tüketip bizi mi avutuyorsun. - Yok abi ! Yok biz avutmak . Biz kültür çağının uyumuş büyük çocukları , büyüklere var masal anlatmak.
Allah tan telsiz çıtırdadı . Ekip aşağıda . Mutlu son.
Cavit bana biraz sitemli baktı.
- Bunun uyutma bomba olduğunu kapıdaki çocuk bile anlar . Cam macununu sana kim patlayıcı diye yedirdi.
Kızardım ve sustum . İsmet bileklerini ovalarken korudu. Bu pezevenk!Benim kan kardeşim olduğu için risk olacak eylemi yapmaz.
Ben mahcup başımı eğdim .İsmet geldi yanıma;
- Oğlum herkez yer . Herife bakma ben de yedim. Olur böyle işler.
Öfkeli mırıldandım;
- Olur olurda olmaz böyle iler.
Bir sigara yakıp dumanının arkasına saklandım. Bir an önce raporu yazmak bahanesi ile uzaklaştım.
Andermath’dan dağlara vurdum arabayı . Alplerin gizem dolu renkleri ve sessizlik beni büyülemiş durumda. Akşamın irişmesi hafif içimi ürpertiyor.
Son çığ kollama barınağını aşalı yirmi dakika kadar oldu . Kızıma döndüm , biraz tatlı, biraz heyecanlı korku hikayeleri anlatmağa başladım.
Vahşileşen gri, soğuk kayalar karlarla bölünüyor zaman,zaman . Ama ona söz verdim güzelim zirveyi taçlandıran bulutu yakalayacağım.
Arabayı çökmekte olan güne karşı keskin virajın belinde durdurdum . İnerek aşağılarda çizgi halinde görünen kanyonu ve onu insanlardan saklamak istercesine saran kayalığı izledim.
Kızıma ; - Vampir filmleri gibi
dedim. Güldü .
Araba adeta virajları aşarak tepedeki duvağa doğru tırmanmaya devam ediyor . Son rakım işareti bin sekiz yüz metre idi . Onu da geçeli epey oldu . Son kayakçı barınağı olan kulübeden ise takriben yarım saat uzaktayım.
Gün çökmekte . Zirve ile karlar arasında alaca karanlık benim cesaretimle dalga geçiyor.
Karlar , doğal afetler,teknik, mekanik arızalar hepsi bu yükseklikte problem olur.
İçimde biraz pişmanlıkla biraz heyecanlı bir çocuk var. Kızıma;
- Az kaldı bebeğim . Zirvenin Duvağı olan buluta elimizi dokunduracağız.
Ellerini çırpıp ;
- Evet , evet babacığım lütfen !
Lütfen de , ben iyice solmağa başladım. Sisle beraber çisenti ve alaca karanlık artmağa başladı . Zirveye çok az var. Tek viraj. Buluta iyice girdik. Birden ani bir sesle irkildim . Bir patlama...!
Ensem uyuştu. Soğuk bir ter bastı. Söylendim ;
- Tamam iki bin metrede Alahın dağında en yakın kasabadan bir saat uzakta buldun mu belayı. - Baba kahve kokuyor .
Evet arabanın içi mis gibi bir Nestkafe kokusu ile doluydu . Arka koltuğa baktım . Lusern den alıp açmadığım kavanozun iki parçası bir arada değil.
Araba toz duman...
Kızımla kahkahalarımız Zirveye taştı .
Basınca dayanamayan kahve kavanozu patlamıştı.
Kızıma yağmurluğu giydirip. Son virajı yayan çıktık Beyaz pamuk bulut biraz gri olmuş bizi karşıladı . Hatta bu bulut bir centilmenlik yapıp duvağının arasından çökmekte olan ufku bile gösterdi.
Mis gibi kahve kokan arabamızla aşağılara inerken geceyi delen farlarıma bakıp. Bir daha açılmamış bir kavanozla asla dağa çıkmam diyorum. HELEN SOFİDU’ NUN AŞKI
Brüksel Nato karargahına geleli beri gözüm onda. Yunan askeri ateşesinin fıstık sekreteri . Artık iş tamam. Bu gün Pazar ve onu nöbetten çıkar ,çıkmaz alacağım . Günlerdir ona yapmadığım cilve kalmadı. Boşuna centilmenlik taslamışım . İlk randevuda yatağa atıldım . Biraz erkeklik gururumu incitecek kadar isterik bir sevişme ile karşılaştım.
Koridorda iri fakat mütenasip yapısı ile belirdi; Kollarımı açtım . Şuh bir hareketle yaslandı ve;
- Hadi bizim ofise gidelim kimse yok !
Ardığım fırsat kucağıma geldi . Elini tuttum Generalin dairesine daldık . Bar Amerikan dan hazırladığı Martini-Bianka‘yı yudumlarken birden
Üzerindekileri çıkarmağa başladı.
- Şanslısın bu gün bizim Kaç defa istersen...
İçimden eyvah dedim . Şakadan iki parmağımı yakındaki prize uzattım .
- Beni otamatiğe bağlayalım daha iyi. - Ben duşumu alırken sen koltuğu aç. - Tamam balım.
Sırıttı. Duşa girdi.
Generalin odası hayli konforlu idi. Duşun kapısını görebilecek şekilde sandalyeyi ayarladım . PC ye yanaştım ve açtım . MİT.in verdiği giriş şifresini yazdım . On iki adanın doyası olan Poseidon ‘a girdim cebimden çıkardığım özel diskete hızla kopyalamağa başladım . Eleni seslendi
- Benden sonra duş sırası sende soyun - Tamam Afrodit
Dedim.
Disket tamam. Yuvadan çıkarıp ceket astarıma yerleştirdim . Şimdi aniden sıvışmak lazım ya ben duşta iken eşyalarımı kurcalarsa. Yanarım . Uluslar arası skandal da cabası olur.
Beeper’ıme dokundum acı,acı ötmeğe başladı. Eleni duşun önünde havlusuz belirdi . Su damlacıkları ile elmas kaplı görünen virajları zevkle izledim.
Dudaklarını şişirerek sordu.
- Kim bu münasebetsiz ? - Komutan. - Sizinkini oldum olası sevmedim . Arabasını bile park edişi tuhaf.
İçimden nasıl tuhaf park edilir diye düşünürken Gözüm Eleninin sular damlayan çıplaklığında idi .
Eleni; - O sana benim vereceklerimi veremez. - Haklısın ama gitmezsem . Buradan sürerler. - Hain Çabuk gel.
Doğal olarak gidiş o gidiş.
Komutan kaseti diplomatik kuryeye verdi ve bana;
- İyi iş başardın kutlarım . Müsteşar memnun . Ancak doğal olarak artık buralarda kalamazsın . anlaşılırsa pasaportun kırmızı damgayı yer. Avrupa Bilgisayar ağına sevgili bir elemanımız olarak deşifre olursun . Bunu göze alamayız Uçağın kırk beş dakika sonra kalkıyor . Sivil araba ile git.
- Baş üstüne komutanım.
Uçak Ankaraya indiğinde.Müsteşarın yardımcısının beni karşılamasına memnun oldum . Kısa metrajlı bir konuşmadan sonra . Elime bir zarf tutuşturdu kapağı aralayıp baktım . Mikro kamera ile Janetin İtalyada çektiğim çıpak ve özel açılı perspektifi. Müsteşar yardımcısı güldü .
- Raporunda bu resmi tekzip eden ve Bn Eleni ile ilgili inanmadığımız bölümler var. Kadını gerçekten duşta bıraktığın masalına inanamadık Eğer öyle ise Onun ahı tuttu. Yolculuğun Adana al biletini . Unutma resmi kamera resmi işlerde. Uçağın on altı otuz.
Adanaya inerken Müsteşar Yardımcısı haklı dedim. Eleninin AHI tutu . Adana nın sıcağını kucakladım. ÖLÜMLE SİRTAKİ
Başını omuzuma yasladı . Zarif Boynuna başı ağır geliyor . Sheraton’un balo salonu kalabalık . Protokol ve tütün havayı hayli ağırlaştırdı.
Kanserin acılarının izi solgun yüzünde derin çizgiler yapmış. Hafifçe ;
- Ben morfin yapmağa gidiyorum gecikirsem gel.
Kocası Rusya da , ya o dönmeden bir şey olursa. Aklımdan kötü düşünceleri silmeğe çalışıyorum. Bu zerafet bu güzellik nasıl kıydın Tanrım .
Papyonumu gevşettim . Kızının uzaktan merakla soran gözlerine bir şey yok işareti verdim . Onu son görüşüm.
Tanrı isyanımı affetmedi . Kentet dediğim beş sevgili İnsan . Beş melek . Boyunlarını acele ile Azrailin tırpanına uzattılar . Bizim kentet neden acil olarak harekete geçti bilmiyorum . Önce gülümseyen yüzü ve beyaz smokin ceketi ile Nuran . Saint halkalılara kavuştu. Sonra Madlen , Sonra Sen, Sonra Arman Sonra Fransua . Artık Listeyi hiç yadırgamıyorum. sadece içim acıyor . Acaba ivme Çernobil mi ?
Pardesümün yakalarını kaldırıp İstiklal cadesinde yürümeğe başlıyorum . Çiçek Pasajında Kemancı Sirtaki çalıyor . Gözlerimi kapatıyorum . Armanla Madlen den rica ediyorum . Her zamanki zerafetleri ile kırmıyorlar . Aramıza sömürgeci Avrupa nın sokamağa çabaladığı nifak yok aynı dünyanın aynı ülkenin birbirini seven s ıcak çocuklar ı dans ediyor. Bizim aceleci kentet gülümseyen güzel yüzleri ile tempo tutuyor. Başımı beyaz bulutlara kaldırıyorum Sanki oradalar. Beş güler yüzlü melek için çiçek satan bir çingeneden çiçek alıp gök yüzüne doğru saçıyorum . Etraftan garip, garip bakıyorlar.
Kemancıya cebimdeki son parayı verip bir daha diyorum. O yinelerken bir sigara yakıp acı dolu yaşlı gözlerle karanlığa dalıyorum.
Gazetelerin başlığına ilişiyor gözüm . Avrupa birliği Bize Apo için insanlık dersi verip ,insanların kardeş olduğundan bahsediyor . Dudaklarımdan şu cümle dökülüyor.
- SİZ OLMASANIZ BELKİ...! ŞU LANET İNSANLAR.
Edremit ovası geceleri tepeden daha da korkunç görünüyor . Bu azgın Fırtınad a çakan şimşekler zeytin ağaçlarının yapraklarını küflü gibi gösteriyor Yağmur delice yağmakta . Rüzgarın ıslığı korku filimleri gibi.
Dün geceki garip olay aydınlanmadı . Su deposu nöbetçisinin cesedini bulanlar onun uçurumdan düştüğünü söylediler . Su tahlile gönderildi sonuç bekleniyor. Ugay içme suyu kullanmıyor .Otopsi ise Çarşanbaya. Neredeyse bu nöbete gönüllü olmaktan pişman olacağım.
Yağmur parkamı çok daha da ağırlaştırdı . Rüzgar Su damlalarını kırbaç gibi yüzüme vurup acıtıyor. Pelerin yağmurluk rüzgarda bayrak gibi dalgalanıp dengemi bozduğundan çıkardım.
O da ne ? Sağdaki yamaçtan yuvarlanan taş sesleri geldi . Bir hareket var makilerde . Köşeye yaklaşıp karanlığı delmeğe çabaladım . Ses devam ediyor. Birileri yamaca tırmanmakta ! Namluya mermi sürdüm ve bağırdım ;
- Dur . Kimdir o ?
Ses kesildi . Deli bir heyecan yüreğimi sardı. Sesle aramızda yüz metre var yok. Ateş etmeği düşündüm Ya devriye ise !
Ses yine çalıları oynatmağa başladı . Kayalar yamaçtan yuvarlanıyor . Devriye olsa patikadan gelir yamaçtan değil . Makineliyi single aldım ve;
- Dur yoksa ateş edeceğim.
Hareket durdu ! Makiler yaklaşık yüz elli santim Eğilen birisini görmek imkansız . Bu çıgın fırtınada çakan şimşeklerin ışığında bir şey görebilirsem ne ala. Yoksa gecenin zifir karanlığı katran gibi.
Hareket durdu . Artık elim tetikte . Çeliğin sert yayını hissediyorum . İkinci şarjürü yokladım yerinde.
Gürültüler iyice yakınlaştı.Artık makilerin sallanışı daha belirgin . Arkalarında bir karaltı var . Açığa çıkar çıkmaz basacağım tetiğe . Tüfeği otomatiğe aldım . Bekliyorum . Rüzgar ve Yağmur kudurdu. Son çalılar da sallanıyor . Deli olmak işten değil. Yüreğim ağzımda. Bir şimşek çakıyor. O da ne ?
Çalıların arasından benden daha ıslak korkmuş semersiz bir eşek çıkıyor . Boynunda kopuk bir ip asılı. Şaşkın ve ürkek göz , göze geliyoruz. Hayvanın iri gözlerinde hüzün var gibi . Bana bakıyor ve belki de içinden şöyle geçiriyor . AH ŞU LANET İNSANLAR BENİ AMMADA KORKUTTU. SEK, SEK
Kolumun kesilen yarığından kemik görünüyor. Bu doğruların , eğrilerin , sevenlerin , incitenlerin kargaşasında kaos’un kreasyonunu yaptığı acayip bir dans yaşam. Doğarken ölmeğe başladığımız sonu bilinen Yolculuk.
Neitche nin haklı ;deli, dahi dünyası...! Savaşlar, ihtiraslar . Acılar , tatlılar . Kuvvetlinin kuralları Birkaç metre kefen varsa bir taş.
Sonunu bildiğim her film canımı sıkmıştır . Bu da öyle . Aldanabildiğim kadar mutluyum.
Ambulans hemşiresini kan tuttu dalga geçiyorum.
- Dur bayılma sırası bende !
Sedye kan gölü.
Ameliyathane pırıl, pırıl . Genç ve güzel yüzlü bir doktor soruyor.
- Hayırola ağabey ne oldu !
Gözlerine bakıyorum. Hiç diyorum HİÇ . Bir hiç için Azrail ile sek,sek oynarken çizgiye bastım. Dİ ABLAYA MEKTUP
Sevgili Di Ablam .
Bu sana son mektubum . Babam otuz dokuzuncu yaşını kutlamadan öldü . Artık evimizden şen kahkahalar yükselmeyecek . Dillere destan olan mutluluğumuz susacak . Evimizde danslı toplantılar yapamayacağız . Reşit ağabey beyaz üniforması ile meç’ini sallayarak halama kur yapamayacak.
Arjantin Tangolarına mantar topuklu ayakkabılara vatkalı omuzlarla dans eden empirmelere veda edeceğiz.
Teyzelerim sarı saçlarını dalgalandırıp yürekleri hoplatamayacak . Büyük annem rumeli şivesi ile;
- Te be bıktım bu kızancağızların dağınıklığından deyip . Fesleğenli kahvesini yudumlamayacak.
Son bahar kuşları gibi göçler başalayacak .
Annemin cilveli kahkahaları yerini acını olgun sukutuna bırakacak . Kardeşim bebeğini kolundan sürükleyip babamın peşinde dolaşmayacak.
Mutluluk dolu yuvamızda Tangolar susacak.
Ablam yanaklarından öperim. İSTANBULU DİNLİYORUM
İstanbulu dinliyorum gözlerim kapalı.
Metal paralarla süslü yakın tarihin kıyafetleri ile donanmış şerbetçi turistlere Nar şerbeti satmağa çabalıyor ve bağırıyor.
- Dinlen ,dinlen ,dinlen iç !
Şerbetçinin sesi kapalı çarşının renk armonisindeki uğultuya karışıyor.
Eminönünde sucuların metal tabakları bardaklara vurarak çıkardıkları ritmi , yoğurtçunun sesi bölüyor;
- Yort kaymoook !
İlerde bir bozacı koroda.
- Vefanın Booozya
Bir başka satıcı rekabette ;
- Tahaaanda pemezde vaa !
Bir madam çocuğuna kızıyor.
- Kirletezeksin üstüni. Uslu durasın.
Karaaköyde bir vapur . Halicin güzelliğine çığlık atıyor.
- Vuuuuuuuut,vut.
Bir hammal iş arıyor.
- Hammoool var . Hammol.
Bense sıcak bir dost ses arıyorum. Çocuklar bağırıyor uzaklarda .
- Kandiller yandı. Top patladı . - Evli evine , evi olmayan fare deliğine.
Fare deliğine dönmüş eve doğru isteksizce yola koyuluyorum. SON TREN
Elerimde hala denizin tuzu var ! Feribottan tren İstasyonuna doğru yürürken çocukluğumda sahlep ve simitle yaptığım leziz istasyon kahvaltılarını anımsıyorum . Kondöktöre soruyum.
- Bu Salihli treni mi? - Evet . Bin evlat.
Sanki indiğimde tüm çocukluğumun mutlu anılarını Dedemi , anne annemi , arkadaşlarımı hatta tüm zerafeti ile annemi bulacağım !
Göğsümde şiddetli bir ağrı var . Kendimi boş bir kompartımana atıp koltuğa yaslanıyorum . Trenin metal ve ağır kapısı ile uğraşmak beni yordu.
İlerde bir camide sabah ezanı okunuyor.
Tren ise salınıp yola koyuluyor . İstasyonlar hayli yaşlanmış. Kavaklar yorgun , altın bağlar suskun.
Bir tek tren tekerleklerinin raylardaki ritmi aşina.
Gözlerimi kapatıp uykuya dalıyorum
Vagonun sürgülü iç kapısı yorgun bir sesle açılıyor. Beyaz saçlı sakallı bir kondüktör geliyor yanıma .
Oturup;
- Evlat burası senin istasyonun ineceksin.
Pencereden bakıyorum . Aşina değil ama çınarlı hoş bir istasyon. Toparlanıyorum.
Trenin metal kapısı bu sefer kolayca açılıyor . Ne çınarlar,ne bağlar,ne de kavaklar . Garip bir puslu Bir ova. Kondüktör pencerede;
- Yanlış diyorum ,yanlış istasyon !
Gülümsüyor;
- Son durak evlat yanlış değil.
Bakıyorum ufukta aşinalar var gibi . Sise doğru sessizce yürüyorum.
ÖN SÖZ.............................................................. 1 MENEKŞELENDİ SULAR................................2 SARIKIZ,SARIKIZ......................................... . 6 KIZIL YAPRAKLI ÇINAR.......................... .10 İLK AŞK........................................................... .14 SARDES..............................................................18 BİR ŞEY..............................................................22 PİKNİK...............................................................26 İSPİYON.............................................................30 İLK HAFTALIK................................................31 KIRMIZI MOHER KAZAK............................36 YEŞİLE RAPSODİ............................................40 YATIR.................................................................44 DON JUAN.........................................................46 AHTAPOT..........................................................48 POLİTİKA..........................................................50 MARŞANDİZ......................................................54 BÜYÜK HALA....................................................58 BİR EMORESYON AVUSTURYA..................62 DORU YALNIZLIK...........................................66 MEHTAP VE VİVALDİ....................................70 GRİ DOST...........................................................72 DÜDÜK................................................................76 MAGİNİN HEDİYESİ II................................... 80 YANKI ÇAVUŞ.................................................. 84 BATIL.................................................................. 88 SICAK BÜRÜKSEL KIŞINDA TACİZ......... 92 YAŞAMAK ZEVKİ........................................... .98 OLURDA OLMAZ İŞLER.............................. 102 ZİRVE................................................................ 108 HELEN SOFİDU NUN AŞKI.......................... 110 ÖLÜMLE SİRTAKİ......................................... 114 SEK,SEK........................................ .................. 118 Dİ ABLAYA MEKTUP.....................................120 İSTANBULU DİNLİYORUM...........................122 SON TREN..........................................................124
ÖZLE SOHBET -----------------------------------------Denemeler. ŞİİRİ DE VURDULAR --------------------------------Şiir TANRI BENİ CENNETİNDE AĞIRLAMADI -----Hikaye YILKI ATININ GÜNLÜĞÜ----------- -----------------Şiir DÜŞÜNCEYE MAYMUNCUK ------------------ -----Denemeler GİZLİ TARİH Antik Çağ ------------------ ------------Araştırma DECCAL-----------------------------------------------.------Felsefe KARANLIĞIN AYAK SESLERİ-----------------------Araştırma.
KISA HİKAYELER ERDAL URAN
← Önceki bölüm · Bölüm 3 / 3